Ufoloji

FBI'ın Araştırmaları « FBI Dosyaları

1947 yazında Amerikan Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Amerika hava sahasını neredeyse işgal eden, uçandairelerin araştırılması için FBI'dan yardım istedi. Sonuçlar yakın zamana kadar gizli tutuluyordu ve bunlar FBI'ın gerçek "X Dosyalan"ydı. FBI dünya üzerinde kaza yapıp parçalanan UFOlarla ilgili bin sayfayı aşan bir rapor hazırlamıştı. Ancak Silahlı Kuvvetler bu son derece bağlayıcı kabul edilen bilgilerin, FBI tarafından dışarıya sızdırılmasını engelledi.

9 Temmuz 1947 günü Washington kenti tarihi bir buluşmaya tanıklık ediyordu. Askeri Hava Enformasyon Dairesi Başkanı General George Schulgen ve FBI ajanı Reynolds tüm ülke gazetelerinde yer alan, büyük bir sansasyona neden olan Roswell olayını hangi yolla yalanlayabileceklerini konuşacaklardı.

Ünlü Roswell kazasına kadar uçandaireler ya da UFOlar Amerikan Hükümeti tarafından ulusal güvenliği tehdit eden birer yabancı nesne olarak görülmüyorlardı. Ve halk UFO kazasıyla ilgili haberleri basın organlarından izlerken böyle bir tehdit unsuru kimsenin aklına gelmemişti.

Çok geçmeden Amerikan askeri kuruluşları, halkın ilgisini başka yöne çekmek ve haberi yalanlamak için propaganda yapmaya başladılar. Böylece daha yeni doğmuş olan Roswell vakası bir sessizlik perdesi ardında gömülmüş oldu. Yetkililer FBI'a başvurma nedenlerini ise ulusal güvenliği tehdit eden her olayda olduğu gibi halkın çıkarlarını korumak amacıyla bu iş birliğine başvurduklarını iddia ettiler.

General Schulgen'in tek amacı uçandaireler konusunun ardında yatan gerçeği öğrenebilmekti. Diğer yanda Amerikan hava sahasını önüne geçilmez bir şekilde işgal eden bu gizemli uçan cisimler FBI için de tehlikeli bir rakip oluşturuyordu.

Bir başka FBI ajanı E.G. Fitch, General Schulgen'e yazdığı cevapta şöyle diyordu:

"Uçandaireler sorununun gerçekten var olup olmadığını araştırmak için mümkün olan her türlü çaba sarf edilecektir. Kuruluşumuz söz konusu fenomenin içeriğini ortaya çıkartmak için her türlü bilimsel yöntemi kullanacağını garanti etmektedir."

Ajan Fitch tarafından hazırlanan bu dosya, 1978'de çıkartılan "Bilgi Edinme Hakkı Yasası"na kadar, yıllarca gizli tutuldu. Yetkililer Roswell olayından hemen sonra UFO'ların araştırılması için Askeri bir komite kurulduğunu inkar ediyorlardı. Oysa Fitch tarafından hazırlanıp General Schulgen'e sunulan rapor, durumun hiç de böyle olmadığını açıkça gösteriyordu...

1947 Temmuz ayının sonlarına doğru artık UFO konusu öyle ulaşılmaz bir gizliliğe bürünmüştü ki, basın mensupları bile bu konuda soru sormaya çekinir hale gelmişlerdi. Diğer yanda yeni bir UFO gözlemine karşı tedbirler alınmış, alarma geçilmişti. UFO gördüğünü iddia eden tanıkların dikkatle sorguya çekilmesi isteniyordu. Gerçekten böyle bir gözlemde bulunup bulunmadıkları ya da sadece dikkat çekmek amacıyla, hatta politik nedenlerle bile yalan uydurmuş olabilecekleri üzerinde duruluyordu.

Ancak FBI Başkanı J.Edgar Hoover'in dikkatle üzerinde durduğu bir nokta daha vardı ve şöyle diyordu:

"Yere çakılan uçandairelerden parça almak konusunda ısrarcı olmalıyız. Örneğin 'La Vakası'nda ordu bizden önce davrandı ve deney yapmamız için bize tek bir parça bile bırakmadılar."

Kısacası FBI bir başka UFO kazasında Amerikan Ordusu'nun uçan nesneden geriye kalan ne varsa hepsini toplayıp götürdüğünü açıkça belirtiyordu. Yıllar sonra Amerikalı Ufologlar, "La Vakası"nın 7 Temmuz 1947 günü Louisiana Shreveport'a düşen yaklaşık 40 santim yarıçapında küçük bir metal disk olduğunu öğreneceklerdi... Ancak Roswell olayından sonraki günlerde bu olay çabucak yalanlandı ve bir sahtekarlık örneği olarak gösterildi...

Yine de büyük gizlilik içinde UFO sorunu ile ilgili araştırmalar sürdürülüyordu...

General Schulgen aynı yılın 19 Mayıs ve 10 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen 18 ayrı UFO gözlemiyle ilgili yazılmış raporları aldı. Tanıklar: Hava Kuvvetleri'nde çalışan yetkililer ve halktan sivillerdi. Raporda gözlemlenen cisimlerin disk biçiminde, her yöne uçabilecek mükemmel bir teknolojiye sahip ve üst kısmında bir de kutbu bulunduğu açıklanmıştı.

Aradan geçen bir yıl içinde geliştirilen "Project Sing" çerçevesinde, Hava Kuvvetleri UFO konusunda bir sonuca varmıştı ve şöyle diyorlardı:

"UFO'lar hiç şüphesiz bir başka dünyadan gelen uçan gemilerdir."

Ancak bu rapor üst makamları memnun etmedi ve Hava Kuvvetleri Baş Komutanı Hoyt S.Vandenberg, raporu geri çevirdi. Bu da yetmiyormuş gibi, Project Sign'da görev alan elemanlarını yenileriyle değiştirdi!... Böylece UFO fenomenini yalanlamak amacını güden yeni bir kampanya daha başlatıldı.

1949 yılının Ocak ayında bir başka FBI ajanı olan Jerry Maxwell, özel emirle Texas El Paso'da bulunan Amerikan Nükleer Araştırmalar Merkezi'ne gönderildi. Görevi bu gizemli bölgede yürütülen çalışmaları yakından izlemek ve bilgi edinmekti. Son derece gizli tutulan askeri üslere yakın bölgelerde yeşil renkli ateş toplarının görüldüğü bildirilmişti. Yeşil renkli topların saatte 35.000 km'lik hız yaptığı saptandı. Ve tabii dönemin Amerikan mantığına göre nesneler hemen Rus yapısı hava silahı olarak yorumlandılar!...

Gizli yürütülen araştırmalarda 150'den fazla çözümlenemeyen olay üzerinde durulmuştu. Görülen nesneler üç gurupta toplanıyordu:

1- Yeşil renkli ateş topları...
2- Küre ya da disk şeklindeki cisimler...
3- Gök taşına benzeyen, sürekli renk değiştiren büyük hıza sahip olan nesneler...

Kaçırılma Raporu 8 « Kaçırılma Raporları

5 Nisan 1978 Soria İspanya

Köpeğiyle birlikte kaçırıldılar...

Julio Fernandez "Dünya Dışı Varhklar"la ilk ve son karşılaşmasını yaşadığında 30 yaşındaydı. Evliydi ve 2.5 yaşında bir çocuğu vardı. O zamanlar ticaretle uğraşıyordu. Daha önce veterinerlik fakültesinde üç yıl eğitim almış ancak daha sonra bu eğitimi yarıda kesmişti.

Kaçırılanların pek çoğunda olduğu gibi ruhsal ve bedensel açıdan tümüyle sağlıklıydı. Alkol ya da benzeri uyuşturucu madde bağımlılığı yoktu ve sade bir yaşam sürdürüyordu. Pek de fazla kültürlü sayılmazdı. Hayatı boyunca ne doğaüstü konularla, ne de UFOlarla ilgili tek satır bile okumamıştı...

Olay sabahı saat üç buçuk civarında köpeğini ve av tüfeğini alarak arabasına bindi ve Barselona'dan Soria kasabasına uzanan yola çıktı. Amacı erken saatlerde kırsal alanda avlanmaktı. Ancak o gün her zamankinin tersine, normalde avlandığı bölgenin aksi yönünde ve aşırı hızla ilerliyordu. Yanından asla ayırmadığı köpeği Muş ile sohbet ederken, araba teybinde Arjantinli şarkıcı Jorge Cafrune'nin kasetini dinlemekteydi. Kaçırılmasından sonra, kasette kimi bölümlerin silindiğini fark edecekti...

Bir süre sonra av için saatin çok erken olduğunu düşünerek, yol üzerindeki barlardan birinde durup kahve içmeye karar verdi. Saat dört buçukla, beşe çeyrek kala arasında Hostal 113 adlı yerde durdu ve içeri girdi... Barla ilgilenen tek garson vardı. Adam uzun boylu ve sarışındı. Julio ilk anda garsonun peruk takıyor olabileceğini düşündü. Üstelik garsonun ellerinde plastik ameliyat eldivenleri vardı. Barda kaldığı süre içinde Julio ona tuhaf gelen iki ya da üç şeyi fark etti. İlki yirmi dakikalık sürede bara kendisinden başka kimsenin girmemesiydi. Normalde bu tip yerlere diğer avcılar, devriye gezen polisler ya da kamyon şoförleri uğrardı.

Garsona gelince... Davranışları işini bilen usta bir garsonunkine hiç benzemiyordu. Dahası mekanda çok güçlü bir çam kokusu vardı ve adamın kısa süre önce etrafı çam kokulu temizlik malzemesiyle sildiği belliydi. Aynı çam kokusunu Julio götürüldüğü uzay gemisinin içinde de duyacaktı... Ancak bu gerçekte ozon kokuşuydu... Garsonla aralarında geçen konuşma da sıra dışıydı... Julio ipnoz altındayken bile konuşmayı tam olarak hatırlayamadı.

Daha ileriki tarihlerde araştırmacılar Hostal 113 barının sahibiyle konuştuklarında, patron barını asla sabah sekizden önce açmadığım belirtmişti. Ayrıca iş yerinde tarif edildiği gibi bir garson da çalıştırmıyordu!...

Julio bardan çıktığında saat altıya çeyrek kalayı gösteriyordu ve 50 km uzaklıkta olan Medinaceli'ye varması yarım saat sürdü. Tepeye tırmanırken motorun sesini daha iyi duyabilmek için kaseti kapattı. Julio'nun şuurlu halde anlattıkları burada sona eriyordu... Bundan sonra yaşadıklarını ise ipnoz altındayken hatırlayıp aktaracaktı...

Bir başka önemli ayrıntı da, yolculuğun başından beri, Julio'nun arabasını bir kaç metre yükseklikten izleyen ışık yumağının ona eşlik etmesi ve isteği dışında planladığından farklı yöne doğru çekilmesini sağlamasıydı. Julio hızla tepeye doğru tırmanırken arabası aniden durdu... Motor çalışmıyordu... Elektrik sistemi çökmüştü... Ve yeni değiştirilmiş olmasına rağmen arabanın aküsü de çalışmaz hale gelmişti...

Araba teybine gelince, o hala çalışıyordu ancak içindeki kaset yer yer kesintilere uğrayıp silinmişti. Julio önce bozuk kaseti atmayı düşündüyse de sonra bundan vazgeçti. Mekanik saati de durmuştu. O günden sonra pekçok saat tamircisine götürdüyse de tamir edilmesinin imkansız olduğu cevabını aldı. Saat tam ikiye yirmi kalada durmuştu...

Köpeği Mus, birden hırlamaya başladı. Tüyleri dikilmişti ve son derece huzursuz şekilde yaklaşan tehlikeyi haber vermeye çalışır gibiydi. Julio onu daha önce hiç böyle görmediği için korktu. Mevsim kıştı ve bozkırda bulunuyorlardı. Julio kurtları düşünerek tedbir almaya karar verdi. Arabadan tüfeğini aldı ve daima cebinde bulundurduğu beş adet mermiyi tüfeğe yerleştirdi. Köpek hala hırlamaya devam ederken, Julio karsı yoldan gelen insan figürlü bir kaç gölgeyi fark etti. Bir süre sonra, gelenlerin parlak kıyafetler giydiklerini gördü. Pastel yeşil renkteki giysilerden etrafa hafif bir ışık yayılıyordu.

Dalgıçlarınkine benzeyen, tek parça dikişsiz bir tulumdu bu ve ayak bileklerine kadar iniyordu. Kumaşı yumuşak, lastikli ve yağmur geçirmez görünümündeydi. Üzerinde herhangi bir yazı ya da işaret yoktu. Ve hiç bir şekilde kırışmıyordu. Sıkı giysinin altından kasları rahatça görülebiliyordu. Ayaklarında ise, yine aynı maddeden yapılmışa benzeyen botlar vardı.

Başlarım ve omuzlarını örten bir tür kapüşon giymişlerdi ve sadece yüzleri açıktaydı. Çok uzun boylu, geniş omuzlu, atletik yapılı erkeklerdi bu gelenler. Ancak kafa yapıları inanılmaz büyüklükteydi ve gözleri de normal bir insanınkine göre çok daha iriydi. Parlak mavi gözleri hemen dikkat çekiyordu. Yüzlerinde kaş, kirpik, ya da saç türü herhangi tüylü bir bölge yoktu.

İki adam Julio'nun yarım metre yakınma kadar geldiler. Julio korkmamıştı ancak büyük bir şaşkınlık içindeydi... Yabancıları ısırmaması için, köpeğini de sakinleştirmeyi başardı. İlk andan beri onların bu dünyadan olmayan "yabancılar" olduklarını anlamıştı. Ancak bunu nasıl hissettiğini kendisi de bilmiyordu. Ziyaretçilerin varlığı Julio üzerinde huzur ve barış hissi uyandırdı. Sanki çok uzun zamandır görmediği eski ve sevgili dostlarıyla yeniden karşılaşmış gibiydi.

Adamlar kendisiyle konuşmaya başladılar. Julio başlangıçta konuşmanın ses ve ağız yoluyla olduğunu zannetti. Ancak dudaklarının kıpırdamadığım görünce, bunun zihinsel yani telepati ile yapıldığını anladı. Ziyaretçiler Julio'ya korkmamasını, kötü bir şey olmayacağı sadece kendisiyle gelmesini istediklerini söylediler. Sanki asıl ilgilendikleri köpeği Mus idi ve onu incelemek isterken sahibini de yanlarında götürmeleri gerektiğini düşünmüşlerdi.

Geri dönmeye söz veriyorlardı. İfadeleri emretmekten uzak, sadece kibar bir davet niteliğindeydi... Julio merakla bu daveti kabul etti. Silahım omzuna aldı ve yürümeye başladı. "Yabancılar" yürümüyor sadece yolun üzerinde süzülüyorlardı...

35-40 yaşında görünüyorlardı. Davranışları sakin ve telaşsızdı. Kollarını ancak gerekli olduğu hallerde hareket ettiriyor, bunun dışında vücutlarına sımsıkı yapışık konumda bırakıyorlardı. Fiziksel açıdan sağlam yapılı ve güçlü insanlara benziyorlardı. Boyları neredeyse iki metreye kadar uzanıyordu ve geniş kafa yapılarıyla Amerikan futbolu oynayan sporcuları hatırlatıyorlardı.

Kolları ve elleri çok uzun olmasına rağmen, el parmakları bir piyanistinki gibi inceydi. Ağır iş yapmamış bir sanatçınınkine benzeyen elleri, bedenin geri kalan atletik yapısıyla zıtlık oluşturuyordu. Ancak her şeye rağmen onlar gerçek insanlara benziyorlardı. Yani robot ya da hologramik görüntüler değillerdi. Julio gözlük veya sakal taksalar Kuzey Avrupa insanlarına çok kolay benzeyebileceklerini düşündü.

Kısa süren yürüyüşten sonra ziyaretçilerle birlikte araçlarının bulunduğu düzlüğe geldiler. Julio gördüğü nesne karşısında büyük şaşkınlık geçirdi çünkü cisim yaklaşık 70 m uzunluğunda bir uzay gemisiydi. Yerden yüksekliği 4 metreydi. Ana yoldan uzakta, kimsenin dikkatini çekmeyecek tarlalar arasında gizlenmişti. En azından üç ya da dört katlı bir yapısı vardı. En tepedeki kubbesiyle zemini arasındaki mesafe 1520 m kadar olmalıydı.

Dış yüzeyi tamamen metalikti. Kubbenin çevresini dairesel kuşatan geniş ve yayvan bölgeden farklı renklerde ışık patlamaları çıkıyordu; mavi, yeşil, sarı ve diğer renkler... Geniş bir yüzüğe de benzetilebilen dairesel kısım, sağdan sola döner gibiydi. Kubbenin hemen altında, daha sonra kontrol odasının pencereleri olduğu anlaşılan üçgen ve karanlık görünüşlü bölmeler vardı. Üçü birlikte araca doğru ilerlediler...

Şimdi devasa metalik bir şemsiyeye benzeyen gövdenin altında bulunuyorlardı... Cismin yüzeyi pürüzsüzdü. Gemiye yaklaşırken Julio güçlü bir çam kokusu duydu. Daha sonra gemide de aynı kokuyu fark edecekti. Julio'nün üzerinde taşıdığı av tüfeği ve bıçağı arkaya doğru çekiliyordu... Bu da ortamda güçlü bir manyetik alan bulunduğunun işaretiydi...

Julio bu yaşadıklarına bir anlam vermeye çalışırken; geminin merkez noktasından aşağı doğru inen silindir biçimli metalik bölge, yerden bir karış yükseklikte durdu. Yüksekliği 4 m, çapı ise 2.5 m civarında olan silindir, sessizce yere inmişti. Cisim yüzeyinde daha önce fark edilemeyen metalik bir kapı açıldı ve Julio'nun "uzaysal" diye tanımladığı garip bir ışıkla aydınlatılan oda göründü. Işık son derece parlak ve saf olmasına rağmen yine de gözü rahatsız etmiyordu. Yine de Julio içeri girmeden önce biraz ürktüğünü itiraf etti. Ancak içeri ilk adımı attığında kendini 2.5 m genişlikte ve 3 m yüksekliğinde silindir biçiminde bir asansörde buldu. Duvarlar geminin dış yüzeyi gibi aynı maddeden yapılmıştı. Tavan cam ya da düzgün yüzeyli parlak plastiğe benziyordu ve çok parlaktı.

Bir ara Julio, köpeği Mus'un kendisini izlemek istemediğini fark etti. Genelde söz dinleyen bir köpek olmasına rağmen, bu defa onu tasmasından çekerek getirmek zorunda kalmıştı. Asansör hızlı ve yumuşak bir biçimde yükseldi, durdu. Kapı açıldı. Julio kendisini asansörle aynı boyutlara sahip bir koridorda buldu. Yaklaşık 8 m uzunluktaki koridoru geçtiler ve sonuna geldiklerinde geminin tüm çevresini kuşattığı belli olan dairesel biçimli başka bir koridor görüldü. Az ötede iki kapı vardı. Ancak garip olan, her iki kapı üzerinde de, menteşe ve kapı tokmağı benzeri şeylerin olmamasıydı. Geminin en büyük ortak özelliği ise, hiç bir yerde keskin ve sivri köşelerin bulunmamasıydı... Yapı tümüyle dairesel kıvrımlardan oluşuyordu...

Koridorda ilerlemeye devam ederken, Julio, kendince havuz merdivenine benzeyen basamakları fark etti. Ancak bu son derece basit merdiven onu şaşırtmıştı. Bu denli ileri teknolojiye sahip bir uygarlığın dört metrelik farkı ortadan kaldırmak için, bu türlü bir merdiven kullanmasına anlam veremiyordu. Julio merdivenden yukarı tırmanırken, merdiven trabzanlarının inanılmaz derecede soğuk olduğunu ve soğuğun kemiklerine kadar işlediğini hissetti. Sol omzunda tüfeğini taşırken, sağ koluyla da köpeği Mus'u yukarı tutuyordu. Merdivenle çıktığı yer ise kontrol odasıydı.

Bilgisayar benzeri panelin ardında oturan üçüncü yabancı, Julio'yu karşılarken korkmamasını ve her şeyin yolunda gideceğini söyledi. Odada Julio'nun dikkatini ilk çeken şey ışıklandırmaydı. Hiç bir yere gölge düşmüyordu. Burası karanlığın var olmadığı beyaz, saf ve geçirgen bir dünyaydı. Dahası insanda mistik ve dinsel etki de bırakıyordu. Böyle bir saflık içinde sanki kimse kötü düşünceleri barındıramazdı. Julio'ya huzur ve barış etkisi vermişti...

Kontrol odası yarım daire biçimindeydi. Çapı 15, yüksekliği 5 metre kadardı. Plastik ya da camla kaplı duvarların arasında Julio, kendini ışığın içinde yüzer gibi hissediyordu. Gemideki yabancıların ses çıkartmadan ve yumuşak hareketlerle yürümesini, Julio giydikleri özel ayakkabılarla bağdaştırdı. Çünkü hem kendi ayak seslerini, hem de köpeğinin tırnakları yere değerken çıkarttığı sesi gayet net duyabiliyordu.

Sağ tarafta geniş kontrol masası vardı. Alıştığımız masalara benzemesinin yanında, elektronik orgu da hatırlatıyordu. İki buçuk metre uzunluğunda kadar olmalıydı. Üzerinde şeffaf, cam ekran ve metal bölmeler vardı. Salonda ilkinden daha küçük üç masa daha bulunuyordu. En garibi de masaların önünde bulunan sandalyelerdi... Yüksek ve konik biçimdeydiler. Sivri uçlarıyla yere, sadece tek nokta üzerinde dayanıyorlardı. Julio hem bu ziyaretinde, hem de daha sonra, sandalyelerin nasıl dengede durabildiklerini anlayamadı...

Arka tarafta duvarın üzerinde 4x4 m boyutlarında büyük bir ekran daha vardı. Ve son olarak Julio uzun masa ve yanında bulunan küçük ekranı daha gördü. Daha sonra bu masanın tıbbi operasyonlar için kullanıldığın öğrenecekti...

Köpeği kontrol odasına girdikten sonra dikkatle çevreyi, masa ve sandalyeleri koklamaya başladı. Etrafta hala o kuvvetli çam kokusu duyuluyordu... "Yabancılar" bir hayvana pek de alışkın değilmiş gibi davranıyorlardı.

Bir süre sonra köpeği incelemek için izin istediler. Julio köpeğe zarar vermeyeceklerini biliyordu ve karşı çıkmadı. Hep birlikte ameliyat masasına yöneldiler. "Yabancılar"ın en uzun boylu olanı, Mus'u kucakladı ve masaya çıkartarak siyah ekranın diğer tarafına oturttu. Ekranda herhangi bir görüntü belirmemişti ama Julio köpeği incelediklerini anlıyordu. Daha sonra uzun boylu ziyaretçi, köpeği yeniden ekranın ön tarafına getirdi. Bir şırınga yardımıyla hayvanın ön ayağından kan aldı. Şırınga metalik görünümlü, geniş ancak pek fazla uzun değildi. Yaklaşık 10 cc'lik kapasitesi var gibiydi. Ucundaki iğne uzun ve inceydi. Büyük ustalıkla işini bitirdikten sonra şırıngayı metalik bir başka silindir kutuya yerleştirdi ve bu defa telepatik olarak Julio'ya seslendi:

"Madem ki buradasın sen de gel..." diyordu ona. Asıl amacının köpeği incelemek olduğu da belliydi. Julio da ekranın diğer yanma geçti. Bir kaç saniye sonra incelemenin bittiğini söylediler.

Yeniden kontrol masasına döndüklerinde, adamlar Julio'nun iskemlelerden birine oturmasını istediler. Julio bu daveti kabul ederken son derece dikkatli davrandı çünkü tek bir uç üzerinde dengede duran sandalyelerin kendisini taşıyacağına pek güvenmiyordu. Ancak sonuç düşündüğünün tam tersine mükemmeldi ve oturduğu yer bir hayli rahattı.

Sağ tarafındaki masaya "ziyaretçiler"den biri oturdu ve hemen çalışmaya başladı. Adam büyük bir ustalıkla masa üzerindeki devre ve kontrol düğmeleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Kısa süre sonra aralıklı çalan sinyal sesi, adamlar arasında hareketlenmeye yol açtı. O ana kadar ameliyat masasının yanında kalan en uzunları, diğer kontrol masalarından birine gidip oturdu. Üçü de kendi ekranlarıyla ilgileniyorlardı.

Tıpkı her yana yayılan ışık gibi, ses de geminin bütün bölmelerinden eşit derecede geliyordu. Sinyal sesinin ardından büyük ve karanlık görünen ekran yavaşça beyaza dönmeye başladı. Sonra da ekranda görüntü belirdi. Diğer üçüne benzeyen ancak onlardan yaşça daha büyük bir erkeğin görüntüsüydü bu...

Kendi aralarında konuşmaya başladılar... Julio bu noktadan itibaren telepatik iletişimi kestiklerini belirtiyordu. Konuşma iki ya da üç dakika kadar sürdü. Ekrandaki adamın şef olduğu her halinden belliydi. Altmış yaşlarında gösteriyordu. Yüzünde o yaşta bir insanda sıkça görülebilecek çizgi ve kırışıklıklar vardı. Kullandıkları lisan ise, Almanca ile Çince'nin karışımı gibiydi. Bu insanlar kelimeleri sanki öksürür gibi ağızlarından dışarı saçarak konuşuyorlardı. Uzak doğu sporcularının haykırışlarını hatırlatıyordu. Yeni cümleye başlarken zorluk çekiyorlar ve konuşma öncesinde boğazlarından garip sesler çıkartıyorlardı.

Daha sonra Julio'ya uygulanan ipnoz seanslarında, yaşadıklarını anlatırken bu sesler arasında "kas", "erres", "pes" gibi kuvvede vurgulanan hecelerin olduğunu söylemişti. Az sonra ekranda patronun görüntüsü kayboldu ve Julio yeniden diğer "yabancılarla" telepatik temasa girdi. Ancak "yabancılar" aniden deli gibi kontrol panelindeki düğmelere basmaya ve hızlı bir çalışma temposuna dönmüşlerdi. Sonra birden, Julio kendi kafasının içinde çınlayan bir ıslık sesi duydu ve bu sesle birlikte anılarında kopukluklar başladı...

Yani bu yaşadıkları, hafızasından "yabancılar" tarafından silinmeye başlamıştı... Pekçok kaçırılma vakasında görülen ortak özellikti bu... Kayıp zaman diliminde, Julio'ya "yabancılar" tarafından bir dizi tıbbi inceleme yapılmış olabilir. Fakat bunu kesin olarak bilemiyoruz... Ancak ipnoz seanslarında bu ana geri dönüldüğünde, her seferinde Julio'nun kalp atışları dakikada 120'ye kadar çıkıyordu. Ne var ki Julio o anı ipnoz altında bile hatırlayamamıştır...

Julio'nun gemi içinde yaşadığı ilginç deneyimin diğer bölümü ise, "yabancılar"dan birinin, av tüfeğini merak edip ne işe yaradığım sormasıyla başlıyordu. Julio tüfek olduğu cevabını verdi. Ne işe yaradığım sordular. Hayvanları avlamak için olduğunu öğrendiklerinde ise, bunun vahşet olduğunu belirterek durumdan hiç hoşlanmadıklarım açıkça gösterdiler. Tüfek elden ele dolaşırken, dünya insanının ne tuhaf şeyler yaptıklarını düşündükleri belliydi... Julio tüfekteki mermileri çıkartıp adamlara gösterdi. En uzunları incelemek amacıyla mermilerden ikisini alarak yine silindir biçimli saklama kutusuna yerleştirdi.

Julio normal yaşamında sigara tiryakisiydi. Ancak gemiye geldiği iki saatten bu yana sigara içmemişti ve birden ihtiyaç duyduğunu hissetti. Kendisi için sigara yakarken alışkanlığı üzere yabancılara da ikram etti. Ancak onlar ciddi bir hareketle bu isteği geri çevirdiler.

Dünya toplumunun nasıl bir yapıya sahip olduğunu da sordular. Julio onlara iki farklı ideolojinin bulunduğunu ve kendi hükümetlerinin nasıl çalıştığımı anlattı. Daha sonra "yabancılar", kibar şekilde görüşmenin sona erdiğini ve gidebileceğini söylediler. Julio köpeğini ve av tüfeğini alarak geldiği yoldan geriye döndü... Arabasını bıraktığı yerde buldu. Motor, ışıklar, radyo kusursuz şekilde çalışıyordu... Bir süre için, arabanın içinde uyuya kalıp rüya gördüğünü bile düşündü... Çekinerek geminin bulunduğu yere yeniden bakmak istedi ama artık uzay gemisi yerinde değildi. Saat on ikiye kadar araba radyosunu dinleyerek öylece oturdu...

Ava çıkarken cebinde sakladığı beş mermiden şimdi sadece üçü vardı. Köpeği Mus'un kan alınan patisini inceledi, tüylere biraz kan bulaşmıştı... Bu olaydan sonra Julio Fernandez, İspanya'da uzman ve deneyimli araştırmacılar tarafından sayısız ipnoz seansından geçirildi... Aktardıklarının tümü ipnoz altındayken hatırlayabildiği anılarından oluşuyordu.

Yıllar sonra, 1992'de garip deneyimini yaşadığı yere çok yakın bir noktada, trafik kazasında öldü. Otopsi raporuna göre ise kaza olduğu sırada Julio çoktan ölmüştü...

Uzaylıların Tipi « Genel

Bazı hayalperest bilim adamları, bu canlıları hayallerinde biçimlendirmeye çalışıyorlar. Uzay'daki komşularımız TV kahramanı Alf'e mi benziyorlar? Yoksa "Uzay Yolu" dizisindeki "Mr. Spack" gibi sivri kulakları mı var?

İsviçreli astronom Gustav Tammann'a göre, bunların insanlara benzemeleri mümkün değil. "Eğer gerçekten Evren'de başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalılar" diyor, Tammann.

UFO raporlarında tarif edilen bu canlıların çoğu insana benziyordu: Narin vücutlu, kocaman kafalı "uzaylıların" genelde masum ve sevimli görünüşleri vardı.

Dünya üzerindeki biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı türlerin de bulunabileceğini savunan Werner Arber, Uzay'da, doğa için gerekli olan ikinci bir maddenin de varlığına dikkat çekiyor: Karbon. Bu kimyasal madde, atomlarını, diğerlerine göre, çok daha kolay birbirine ekleyerek, karmaşık biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu bir kalkan haline getirebilmekte.

Bazı canlılar, teorik olarak silisyum bazında da yaşayabilirler. Fakat Isaac Asimov'un "The Talking Stone" adlı bilimkurgu eserinde, radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratığına benzer canlıların oluşmasının mümkün olmadığını açıklıyor, Amerikalı astronom ve biyolog Seth Shostak.

Silisyum, Yeryüzü'nde bol miktarda mevcut, örneğin kum olarak. Ama buna rağmen Dünya'da bu maddeden herhangi bir canlı oluşmamış.

Shostak'a göre, evrim süreci içinde bazı organların işlevleri gitgide daha fazla önem kazanmaya başlamış. Örneğin olası bir tehlikeyi, daha çabuk algılayan gözler gibi. İşte bu yüzden birçok hayvanda da olduğu gibi, gözler beynin çok yakınındadırlar. Yani Evren'deki olası komşularımızın da gözleri ve dolayısıyla kafaları olmalı.

Shostak diğer gezegenlerdeki yaşamın, suyun içinde sürdüğünü düşünmüyor. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde ortaya çıkabilir, ama daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha mantıklı. Çünkü okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine ihtiyaçları yok. Burada hareket etmek çok kolay, ısı hemen hemen hiç değişmez ve iklim her zaman aynı.

Tabii bu tür spekülasyonları kabul etmeyenler de var. Örneğin evrim biyoloğu Heinrich Eben gibi. İnsan, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan tesadüfler zincirine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli olduklarından, daha uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu mantığa göre, bakteriler de en az insanlar kadar zekiler.

Eğer Evren'de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya'yı ziyaret etmeleri gerekiyordu. Çünkü Samanyolu'nda, Güneş'ten çok daha yaşlı yıldızlar bulunmakta; ve eğer burada gerçekten de bir uygarlık varsa, bu milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekir; ve bu uygarlığın fertleri bu kadar zaman içinde muhakkak Dünya'yı ziyaret etmek isteyeceklerdi.

Diğer kelimelerle açıklayacak olursak, zeki ve akıllı canlılar uzun süre yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşıyorlar. Yani Uzay'ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da birbirlerini ortadan kaldırıyorlar.

"Ama ne olursa olsun, Dünya'mızın dışında tek bir mikroorganizmanın bile bulunması, tüm zamanların en büyük keşfi olarak kabul edilebilir, diyen Avustralyalı fizikçi, insanların, diğer gezegenlerdeki canlıların kesin varlığını öğrenebileceklerine asla inanmıyor.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy