Ufoloji

Kaçırılma Raporu 15 « Kaçırılma Raporları

1990'lar ABD

İki arkadaşın uzay gemisindeki anılan...

Carol ve Alice iki yakın arkadaştı. Yıllarca pek çok şeyi olduğu gibi, kaçırılma deneyimini de birlikte yaşadılar. Açık temaslar 1991 yılında başlamasına rağmen, gerçekte çocukluk yıllarından beri "Gri"ler tarafından kaçırılıyorlardı...

10 Ekim 1991 öğle sonrasında, Carol, Hagerstown'da yaşayan ailesini ziyaretten dönüyordu. Ancak her zaman izlediği yolun aksi yönünde bir başka otoyola sapınca kaybolduğunu anladı. Hava kararıyordu ve sis etrafı görmesini engelliyordu. Yeniden ana yola çıkmaya çalışırken bomboş arazide güçlü bir ışıkla aydınlatılmış bölgeyi gördü. Ne olduğunu anlamak için yaklaştı, arabasını durdurdu. Işık kaynağının ardında ev ya da bina benzeri devasa bir nesne vardı. Hatta ona dev boyutlarda bir elektrik ampulü bile denebilirdi. Ama üst değil, alt kısmını aydınlatıyordu.

Carol büyük cismin yanında ondan daha küçük bir aracın daha olduğunu gördü. Küçük nesne balık biçiminde, ışıksız ve mat metalden yapılmıştı. Boşlukta, havada öylece asılı duruyordu. Carol ışık saçan büyük nesnenin hemen sağ tarafında beş altı kişilik bir gurubun toplandığını gördü. Aralarında bir kadın; ceket ve blucin pantolon giymiş bir de adam vardı. Adam küçük bir çocuğu elinden tutuyordu. Daha küçük bir çocuğu ise kucağına almış, göğsüne bastırmıştı. Arkadan vuran ışıkta yüzlerini seçmek, bu insanların yaşları hakkında fikir yürütmek kolay değildi.

Grup Carol'un yaklaştığını fark etti. Carol bu devasa garip cismin belki de bir endüstri makinesi olabileceğini ve gruptakilerin de herhangi bir inşaat işi için burada toplanmış oldukları düşüncesini geçirdi aklından... Ancak daha yakından baktığında üzerinde pencereleri de bulunan metalik yüzeyli nesnenin inşaat makinesi olamayacağı kararına vardı. Daha çok bir binaya benziyordu. Arabasının içinden bile cisimden yayılan rahatsız edici ısıyı hissedebiliyordu. Bu belki de görmemesi gereken gizli bir araştırmaydı...

Carol geri dönmeye karar verdi. Arabayla yakındaki tepeye tırmandı ve bu defa cismi yukarıdan izledi. Çevreye yayılan ışık hala güçlüydü ve uzaktan baktığında Carol cismin dev bir muza benzediğini düşündü. Az sonra cisimden etrafa garip bir ses yayılmaya başladı. Işık nabız gibi atıyordu. Ses giderek yükseldi, Carol gözlerini kapattı. Yeniden açtığında cisim yerinde yoktu.

Az önce gördüğü şeyin bina olmadığından emindi artık. Bu onun şuurlu halde yaşadığı ilk UFO fenomeniydi. Daha doğrusu o böyle zannediyordu... Daha sonra yapılacak ipnoz seansları unuttuğu pekçok anıyı ortaya çıkartacaktı...

Örneğin 5 Eylül 1991 tarihinde de olduğu gibi...

Söz konusu tarihte Carol yine arabasıyla şehir dışında ilerliyordu... Her zamanki gibi Hagerstovvn'a giden 70 numaralı Interstate yolunda idi. Daha sonra 26 numaralı Route yoluna kıvrıldı ve bir virajı dönmekte olduğu sırada yolun kenarındaki siluet dikkatini çekti... Arabayı durdurup aşağı indi. Pek emin değildi ama gölgenin kısa boylu "Griler"den birine ait olduğunu sezmişti...

Carol varlığı gördü, ona doğru ilerledi ve yanına geldiğinde ikisi birlikte yere otuz derecelik açı yapacak şekilde havada süzülmeye başladılar. Küçük "Gri" biraz daha öndeydi. Carol vücudunu taşıyamayacağı kadar ağırlaşmış gibi hissediyordu. Midesi bulandı, gözlerini kapatmak istedi ancak bunu başaramadı. Çok geçmeden büyük ve karanlık görünüşlü cisme yaklaştıklarım fark etti. Bu, cisimden çok, siyah bir bulutu andırıyordu. "Gri Varlık" ve Carol bulutumsu nesneye girdiler. Carol cismin uzunluğunu yaklaşık yüz metre kadar tahmin ediyordu. İçeride ışık yoktu, ortam sisli ve karanlıktı.

Carol sert köşeler ya da belirgin bir kapının varlığını bile saptayamamıştı. Gri varlık artık yanında değildi. Carol geldiği şekilde yine süzülerek ilerledi ve şimdi bir koridordaydı. Neyse ki burayı aydınlatan bir ışık vardı. Yere bir tür sembol çizilmişti. Desen beyin dalgalarını gösterir gibiydi.

Daha sonra Carol hemen karşısındaki gri renkte, soğuk ve sert yüzeyli duvara itildi. Duvar taş bloktan yapılmış gibiydi, yavaşça aşağı indi ve şimdi Carol yüzüstü bu taş blok üzerinde yatıyordu. Kıpırdayamıyordu ama yine de sol tarafında iki kişinin varlığını sezdi. Üzerlerinde gri üniformalar vardı. Sonra birden metal görünümlü yumuşak madde Carol'un üzerine örtüldü.

Yavaş ve yumuşak hareketlerle, Carol'un üzerini kaplayan ikinci bir deri gibi bedeninin her yanını sarmıştı. Madde sanki yaşayan, hafif ve sünger yumuşaklığında yapıya sahipti. Nasıl olduğunu anlayamadan üzerinde yattığı taş blok ters döndü ve zemine girerek kayboldu. Carol yine üzeri o yumuşak maddeyle kaplı olarak bu defa sırt üstü yatıyordu.

Yanındaki varlıklardan birinin uzun boylu "Gri" olduğunu gördü. İri, siyah gözlerinde parıltı ya da anlam yoktu. Carol'a yaklaşırken elinde çift iğneli bir şırınga tutuyordu. Carol aklından onun "Doktor Gri" olduğunu geçirdi. İğnelerden her birinin ucunda birer tüp vardı. "Gri Doktor" tüplerin içindeki yeşilimsi altın renkli sıvıyı Carol'un baş parmağından enjekte etti. Carol konuşamıyordu ama zihninden sürekli bunu durdurmasını ve canının acıdığını tekrarlıyordu.

"Gri Doktor" telepatik olarak canının acımayacağını söyledi. Carol ısrarla iğneleri istemediğini düşünüyordu. "Gri": "Hayır canım yakmam..." dedi. "Sana asla zarar vermedim." Sonra elini Carol'un alnına koydu ve bütün ağrıları sona erdi.

Ardından da, Carol'a kendisini nasıl hissettiğini sordu. Carol oradan gitmek istiyordu. İğneyi geri çektikten sonra gidebileceğini söyledi. Carol geldiği yoldan geri dönerken üzerini kaplayan yumuşak gümüş renkli maddenin yok olduğu fark etti. Anne ve babasının evine geldiğinde ise, blucin pantalonu nedensiz yere , ıslanmıştı. Annesi baş parmağındaki yara izlerini sordu. İğnelerin girdiği yerde iki derin iz vardı. Yılan ısırığı gibi görünüyordu. Carol az önce yaşadıklarım hatırlamadığı için kesin cevap veremedi... Yaşadıkları hafızasından silinmişti...

Bu olaydan üç gün sonra Carol yeniden "Griler" tarafından kaçırıldı... Gemiye alındığında kendisiyle ilgilenen "Doktor Gri"yi gördü ve iğneleri yapanın o varlık olduğunu anladı. Ancak bu deneyimi yaşadığı sırada öncekileri tamamiyle unuttuğu için bilinci parçalanmış ve anıları birbirine karışmış durumdaydı.

Kendi kendisine oraya neden getirildiği ve bu yabancıların kim olduklarını soruyordu. "Gri Doktor" Carol'a değiştirileceğini söyledi. Varlık anlatmaya devam etti, bu deneyleri yapmak zorunda olduklarını ve daha sonra açıkladığında Carol'un her şeyi anlayacağını söyledi. "Gri Doktor"a göre yapılacaklar çok önemliydi. Carol ısrarla sormaya devam etti, ancak "Gri Doktor" şimdilik bunları bilmesinin gerekli olmadığı cevabını verdi.

"Griler"de pek de fazla bilgi vermek istemeyen ve kendini üstün gören bir tavır hep gözlenmiştir. İnsanlara sanki bir deneyin parçası ve kobayıymış gibi davranıyorlar hatta onları sosyal hayvanlar yerine koyuyorlardı. Bu kaçırılmada Carol'a "Griler" tarafından enjeksiyon yoluyla iki farklı sıvı daha verildi. Biri altın renginde diğeriyse yeşildi. Bu defa "Gri Doktor"a CaroPın asistan adını verdiği bir başka "Gri Varlık" daha eşlik ediyordu. Üçüncü iğne o büyük şırıngayla yapılacaktı ve Carol zihninden canının acıyacağını geçirdi. "Gri Doktor" yine telepatik olarak canının yanmayacağı cevabını verdi.

Ardından "Griler" Carol'un giysilerini çıkarttılar. Carol varlıkların karşısında çıplak kaldığı için öfkeliydi ve utanıyordu, üstelik üşüyordu da... Bu defa göbek deliğinden içeri yapılan bir iğneyle karnına kızıl-portakal renkli sıvı enjekte edildi. Bu defa acısı çok büyüktü ve Carol düşünceleriyle çığlık atıyordu. "Gri Doktor" yeniden elini Carol'un alnına değdirdiğinde acı kayboldu. Sonra Carol'a daha önce de bu iğneyi yaptıklarını ama önceki seferlerde acıdan şikayet etmediğini söyledi.

Çok kısa bir anda, Carol karşısındaki varlığı üç gün öncesindeki kaçırılmadan değil de, yıllar öncesinden tanıdığı hissine kapıldı... Daha sonra varlıklar Carol'ı test etmeleri gerektiğini söyleyerek odadan çıkıp onu yalnız bıraktılar. Carol çıplak olmasına rağmen artık üşümüyordu. Ancak vücudu hala felcin etkisi altında ve kaskatıydı...

"Griler" yeniden döndüklerinde Carol'un sol kolundaki damardan kan aldılar. Carol neden kan aldıklarını sorduğunda, "Gri Doktor" bunu bilmesinin o kadar da önemli olmadığı cevabını verdi. Carol ısrarla bilmek istediğini söylüyordu. "Doktor Gri" her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmeleri gerektiğim açıkladı. Ve sonra Carol'a artık değiştirildiğini söyledi...

Carol bütün bunlara anlam veremiyordu ve defalarca değişikliğin ne anlama geldiğini sordu. "Gri Doktor" artık sadece sığır eti yemesi gerektiğini söyledi. Carol itiraz etti, kırmızı etten hoşlanmaz, beyaz eti tercih ederdi. "Hayatım boyunca sığır etiyle beslenemem" dedi. "Biz insanlar değişik besinler tüketiriz".

"Gri Doktor" artık değiştiği için farklı şekilde besleneceği konusunda ısrarlıydı. Carol nasıl bir değişimden geçtiğini asla öğrenemedi...

Her şey çocukluk yıllarında başlamıştı...

Carol'un "Griler"le tanışması çocukluğuna rastlıyordu. Henüz dört yaşındaydı. Bir gece kardeşi Mary ile paylaştıkları yatak odasında aniden uyandı. Pencereye baktığında kendisini daha önce de ziyaret eden iri kedilerin yeniden geldiklerini gördü!... Korkuyordu ve mevsim yaz olmasına rağmen çok üşümüştü... Seslenip babasını çağırmayı denedi. Ama kendini zorlamasına rağmen ağzından tek hece bile çıkmıyordu. Mary'i uyandırmayı denedi ama sesini ona da duyuramadı.

Carol daha önce de pek çok defa gördüğü "Gri Ziyaretçileri" kedi zannediyordu... Pencerenin dışında dikkatle Carol'u izleyen gözler vardı. Sonra kediler ya da "Griler" odaya girip Carol'a yaklaştılar. Carol onları istemiyordu, defalarca gitmelerini söyledi. Kısa bir süre sonra odaya parlak, mavi ışık doldu. Griler" o gelişlerinde kulağına garip bir "şey" yerleştirmişlerdi...

Ancak o bunu çok daha sonra hatırlayabilecekti... O anda canı acıyordu ve kulağına bırakılan yabancı maddeyi görememişti bile. "Griler" odayı terk ettiklerinde, Carol her zaman yaptığı gibi giysi dolabına saklandı. Carol ağlayarak babasını bekliyordu. Gece korktuğu zaman odasına gelip teselli eden daima babası olurdu.

Bir defasında da minik Carol, babasıyla beraber gemiye alındı. Küçük kız hala dört yaşındaydı ve gece ziyaretçisi "Gri Varlık", yarı karanlıkta oda kapısında durup ona bakıyordu... Konuşmuyor ve yüzündeki ifade asla değişmiyordu. İnce yapılı, saçsız, bedeni tüysüz klasik "Griler"den biriydi...

Carol yatağından kalktı ve ikisi birlikte pencereden dışarı çıkıp yürüdüler. Sonra Carol, babasının da yanlarına geldiğini gördü. Çatı penceresinden aşağıya doğru süzülüp, çimenlerin üzerinde bekleyen uzay gemisine yaklaşıp içeri girdiler. Gemide başka insanlar da vardı. Değişik yaş guruplarından pek çok çocuk gördü. Bazıları pijamalarıyla, bazıları da günlük kıyafetlerle gelmişlerdi. Çocuklar sessizce, olacakları bekler gibi hareketsiz duruyorlardı. Yetişkinlerin sayısı ise o kadar kalabalık değildi.

Getirildikleri odada beyaz renkli bir kaç muayene masasından başka eşya yoktu. Carol etrafı seyrederken bazı büyüklerle çocuklar odadan dışarı çıktılar. Babasına neden gittiklerini sormak istedi ama konuşamıyordu. Sonra baba ve kız dairesel koridor boyunca havada süzülerek, yüksek tavanlı odaya getirildiler.

Odanın merkez noktasında camdan yapılmış asansörlere benzeyen uzun, şeffaf tüpler vardı. Cam kabinler o kadar yüksekti ki, Carol üst kısımlarım göremiyordu. Sonra bütün çocuklar birer birer cam odalara geçip yerlerini aldılar. Sıra Carol'a geldiğinde, camın ardından babasının ağladığını gördü. Kızının yanına gitmesine izin verilmemişti.

Cam kabinin içinde kar benzeri bir madde yağmaya başladı ama bu gerçek kar değildi. Beyaz taneler kuru ve sıcaktı. Üzerine yapışmıyor, geceliğinde iz bırakmadan bedeninden aşağı akıp gidiyordu. Kar durduğunda "Gri Varlık" Carol'a telepatik olarak seslendi ve gözlerini kapatmasını istedi.

Carol gözlerini kapatmak istemiyordu ama "Gri" aynı emri tekrarladı. Bu defa daha farklı bir madde yağmaya başladı. Limon kokulu yapışkan madde, öncekinin tersine yakıcıydı ve arı sokması gibi bir etki bırakıyordu. Carol gözlerini kapattığında acı hissi sona erdi. Varlık Carol'a artık gidebileceğini söyledi. Küçük kız gözlerini açtığında karşısında yeniden babasını gördü. Babası az öncekinin tersine şimdi biraz daha sakindi.

Carol, babası ve diğer çocuklarla büyükler sessizce uzay gemisinden çıktılar. Açık havada Carol yürümekte zorlandığını ve kulağının ağrıdığını hissetti. Eve girdiklerinde babası sanki aralarındaki gizli bir anlaşmaya uyarmış gibi Carol'u elbise dolabının içine bıraktı. Ertesi gün ikisi de hiç bir şey hatırlamayacaktı...

Sayısız defalar gemiye alınan ve geri gönderilen Carol, "Griler"e ait minik bebekleri görmüş, onları kucağına almıştı. İnsan çocuğuna benzemiyorlardı. Sessiz, beyaz tenli ve neredeyse ölü bir beden kadar hareketsiz bebeklerin gerçek olduğuna inanmak zordu. Üstelik Carol onların kağıt kadar da hafif olduklarını hissetmişti.

Nuh'un gemisi gibi!...

Tüm yaşamı boyunca süren kaçırılmalarda, Carol'u odasından gelip alan hep aynı "Gri Varlık"tı. Carol onu iyi tanıyordu. İpnoz seansı sırasında Carol, Gri varlığın yapay dölleme yoluyla kendisini pek çok defa hamile bıraktığını anlattı. Uzay gemisinin içi yüzlerce yeni doğmuş bebekle doluydu. Melez bebekler doğumdan hemen sonra dünyalı anneden alınıyordu. Ancak gemi sadece insan melezi bebekleri değil, yavru atları, yavru kanguru, fare ve akla gelebilecek her tür canlının yavrularıyla da doluydu...

Yıllar sonra Carol'un John adını verdiği bir oğlu oldu. Çocuk dört yaşına geldiğinde, geceleri ağlayarak uyanıyor ve pencereden kendisine bakan kedilerden korktuğunu söylüyordu... Kısa bir süre sonra Carol oğlu John ile birlikte gemiye götürüldü. Kontrol sırasında Gri Varlığa oğlunun canını acıtmamasını söyledi. Varlık çocuğu muayene etmek istediğini tekrarlıyordu. Carol itiraz etti ve oğlunu alıp eve götürmek istediğini belirtti. Varlık: "O tamamiyle senin değil, yalnız bir parçasıyla senin. O bizim çocuğumuz..." cevabım verdi. Sonra John'dan kan ve deri örnekleri aldı, annesiyle eve dönmesine izin verildi...

Ertesi sabah küçük John, annesine geceki kabuslarını anlatırken, yaşadıkları evden nefret ettiğini, çünkü bu evde çok sayıda kediler olduğunu söylüyordu... John yetişkin bir erkek olup evlendiğinde, Stacy adında bir kızı doğdu. Stacy 4 yaşındayken uzay gemisi resimleri çizip bunlarla seyahat ettiğini anlatıyordu...

Bugüne dek kaçırılma olaylarında ön plana, çıkan ve vurgulanması gereken bir nokta da; birbirini tanıyan, arkadaş olan ya da akrabalık bağına sahip kişilerin aynı zamanlarda kaçırılmalarıdır. Örneğin Carol'un sadece kendisi değil, babası, oğlu ve oğlunun çocuğu bile sıkı bir takibe alınmıştır. Bunların arasında Carol'un en yakı arkadaşı Alice de vardı...

Alice'nin uzaylı bebeği...

Alice, Alabama-Tuskegee'de arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonunun ardından, arabasıyla Tallahassee'ye doğru yola çıktı. Kasabadan ayrıldığında saat 16.30'u gösteriyordu. Ancak bir süre sonra, aşırı hız yaptığı için trafik polisi tarafından durduruldu. Bütün bunlar olurken, Alice kendini yorgun ve sanki nezle olacakmış gibi hissediyordu. Aynı gece saat 22.30'da Tallahassee'ye ulaştı ve bir otele yerleşti. Kendini hala iyi hissetmiyordu, alışkın olmadığı halde soğuk duş yaptı ve yattı...

Ertesi gün uyandığında tam anlamıyla iyileşmemişti ve özellikle de midesinden rahatsızdı. Normalde 3.5 saat sürmesi gereken yolculuk, bu sefer anlayamadığı şekilde neredeyse 6 saat sürmüştü. Bu kadar zaman içinde neler olduğunu ve ne yaptığını hatırlayamıyordu...

Kayıp zaman diliminde olanları, Budd Hopkins'in ipnoz seanslarında yeniden hatırlayacaktı...

Budd Hopkins, Alice'e uyguladığı ipnoz seansları boyunca, onun kişisel hayatı ve çocukluğu hakkında da bazı bilgiler edindi. Alice henüz küçük bir çocukken anne ve babası tarafından terk edilmiş, onlar tarafından hiç sevilmemişti. Hatta terk edilmeden önce subay olan babası tarafından sık sık da dövülüyordu. İlk gençlik yıllarında bazı fobileri oluştu. Örneğin lise yıllarında bebeklerden korkuyordu. Bebeklere dokunamıyor, hatta onlara bakamıyordu bile ve tiksiniyordu... Bu panik sadece minik bebekler için geçerliydi.

Bebeklerle ilgili fobisi onu asla hamile kalmamak için tüplerini bağlatmaya kadar itmişti. Arkadaşlarının yeni doğmuş çocuklarından uzak kalmaya çalışıyor ve bir çocuk ancak 45 yaşına geldikten sonra onu görmeye tahammül edebiliyordu...

12 yaşındayken babasıyla gittiği bir balık avı sırasında babası tarafından tecavüze uğradığını düşünüyordu ancak bundan tam olarak emin değildi!... Hopkins ipnozla geriye dönüş sırasında Alice'i kayıp zaman dilimini yaşadığı, araba yolculuğuna geri götürdü. Alice uyanıkken hatırlayamadığı tüm ayrıntı ve olayları ipnoz altında yeniden yaşamaya başladı...

Tallahassee oto yolunda herhangi bir problem yaşamadan hızla ilerlerken, arabası anlayamadığı nedenlerle durdu... Alice üşüdüğünü hissediyordu. Etraf soğuktu ve arabada beklemeye başladı. Sonra aniden sol tarafındaki camdan kendisine bakan yüzü fark etti. Bu uzun yüz, bir insana ait değildi!... Kendisini dikkatle izleyen varlığın yüzü, cilt rengi tamamiyle griydi...

Alice şuursuz şekilde arabadan indi, dışarı çıktı. Sonra o "Gri" yabancıyla birlikte havada süzülmeye başladılar. Az ileride dev bir deniz anasına benzeyen, ışıklı cisim duruyordu. Sekiz köşesi vardı ve Alice onun eski tip gaz lambalarına benzediğini düşündü. "Gri Varlık" ve Alice dev araca girdiler. Alice etrafa tatlı bir yumuşaklığın hakim olduğu beyaz renkli odaya götürüldü. Ancak burada yalnız değildi. Kendisini izleyen üç ya da dört çift gözün olduğunu hissetti.

Alice'in hatırladıkları arasında boşluklar vardı... Birden kendini yerde uzanır halde buldu... Üşüyordu ve giysileri çıkartılmıştı... Sonra kendisiyle ilgilenen korkunç görünüşlü yabancıyı tarif etmeye başladı... Canavara benziyordu ve gözlerinin üzerinde Alice'in tanımlamakta zorluk çektiği bir "şey"e sahipti.

Alice geri dönmek istiyordu ancak onu gemiye getiren varlıklar yapılması gereken işler olduğunu ima ettiler. Bu arada Alice karnının hemen alt kısmında, rahim bölgesine yakın yerde korkunç bir acı duydu. Sancı giderek artıyor ve dayanılmaz hal alıyordu. Dışarıdan gelen baskı ve içten hissettiği ağrıların şiddeti giderek artıyordu. İnanılması zordu ama Alice o anda doğum yaptığını hissetti.

Gözlerini açıp bebeğine baktı. Onu nasıl tanımlayacağını bilmiyordu. Kendisine ait hissedemedi. Minik yaratık neredeyse armut büyüklüğündeydi. Pembe cildi iyice kırışmıştı. Ağlamadı, herhangi bir ses çıkartmadı. Doğumdan hemen sonra "Gri Varlıklar" bebeği alıp götürdüler. Bebek artık onlarındı...

Budd Hopkins'in ipnoz seansı sırasında Alice, "Griler" tarafından nasıl hamile bırakıldığım da hatırladı. Bu doğal bir ilişki ile değil, yapay döllenme türündeki uygulamayla gerçekleşmişti. Şırınga benzeri küçük ve elastik bir tüp kullanmışlardı. Tüpün içinde beyaz bir sıvı vardı. İpnozla geriye gidildikçe Alice çocukluğundan beri "Gri Varlıklar" tarafından kaçırıldığını ve bazı tıbbi testlerden geçirildiğini hatırlıyordu... 9 yaşındayken gemiye götürülmüştü. Yanında kendisinden daha küçük bir kız daha vardı. İki çocuk birbirlerini önceki kaçırılmalarda da görmüşlerdi.

Diğer kaçırılmada ise, Alice henüz 12 yaşındaydı. Babasıyla balık tutmaya gittiği gün, Alice "Griler"le olan temasında büyük bir korku yaşadı. Babasından yardım istedi. Ancak babası çaresiz halde, adeta felç olmuşçasına, kenarda duruyor ve kızına yardım edemiyordu...

"Griler" Alice'in canını acıtıyorlardı. Kalem büyüklüğünde bir cismin içine girdiğini ve daha sonra kanama başladığını net olarak hatırladı. "Dünya Dışı Varlıklar"la yaşadığı bu tatsız olay, sonraki yıllarda babasına duyduğu öfkeyi arttırmıştı.

Yıllar sonra kim bilir kaçıncı kez yeniden "Griler"le beraberdi... Ve bu defa onların çocuğunu doğurmuştu... Minik bebek alındıktan sonra "Gri Varlıklar" Alice'i yıkadılar. Alice çocuğu görmek istemiyor hatta ondan nefret ediyordu... Gemiye gelişleri sırasında daha büyük çocuklar da görmüştü. Sayıları otuz ya da kırk kadardı. Artık yürüyebiliyorlardı. Ancak tuhaf görünüşlüydüler ve insan çocuğuna hiç benzemiyorlardı... Başları büyük, bedenleri ise yetişkin "Grüer"e kıyasla biraz daha şişmandı... Konuşmuyorlar ancak bazı sesler çıkartıyorlardı...

Roswell'e Düşen UFO « FBI Dosyaları

New Mexico'nun, Roswell bölgesindeki kaza ve sonrasında meydana gelen gelişmeler...

2 Temmuz 1947: Roswell'de yaşayan bir çift, evlerinin yakınında UFO gördüklerini bildiriyorlar. Bölgedeki ilk işaret böylece verilmiş oluyor.

4 Temmuz 1947: Gece saat 23.30'da Roswell yakınlarında bir UFO yere çakılıyor. UFO'dan etrafa yayılan parçalar, William Mac Brazel adlı çiftçinin arazisinde bulunuyor. Aralarında "Fransisken Tarikatı"ndan rahiplerin de bulunduğu çok sayıda tanık, UFO'nun yere düşerken çizdiği rotayı gözlemlediklerini bildiriyorlar.

5 Temmuz 1947: Askeri yetkililer bölgeyi ziyaretçilere kapatıp uzay cismine ve içinde bulunan mürettebata el koyuyorlar. Aynı gün, çiftçi Mac Brazel, arazisinde aynı cisme ait gözden kaçmış kalıntıların da olduğunu fark ediyor.

6 Temmuz 1947: Cisimle ilgili kontrol çalışmaları devam ederken, Mac Brazel bulduğu diğer kalıntıları da alıp Roswell şehrine gidiyor. Bu arada şehir halkı UFO kazası ile ilgili bir şeyler duymuştur.

7 Temmuz 1947: Roswell şehri güvenlik yetkilileri, Mac Brazel'ın getirdiği parçaları teslim alıyorlar.

8 Temmuz 1947: Bir basın mensubu, Mac Brazel'in yetkililere teslim ettiği parçalarla ilgili haberi, gazetesinde yayınlıyor. UFO meselesi henüz askeri bir sır durumunda değildir. Aynı gün askeri yetkililer, gazetede çıkan haberi yalanlıyor ve buluntuların kaza yapan bir UFO'ya değil, sadece bir meteoroloji balonuna ait olduğu iddiasını ortaya atıyorlar.

Sonrasıysa dinlemeye ve tanıklık etmeye alıştığımız türden bir senaryo ile gelişti. Yani diğer UFO olaylarındaki gibi, Amerikan Hükümeti UFO gerçeğini halktan ve basından gizleme kararındaydı. Cesetlerle birlikte UFO'dan geriye kalanlar bir hava üssüne taşındı. Dünya Dışı Varlığı tanımanın ve fizik özelliklerini dünyalılarla kıyaslamanın en basit yolu ise, otopsi yapılmasıydı. Gizli bir şekilde otopsi gerçekleştirildi ve otopsi çalışmaları filme alındı.

Orduda görevli kameraman Jack Barnett yıllar sonra tüm çevreleri ayağa kaldıran otopsiyi filme aldığını açıkladı. 90 dakikadan biraz daha fazla süren bu filmde, belki de dünyanın en büyük sırrı gizliydi... Film yıllar boyunca hükümet tarafından açığa çıkarılmadı. Ancak bazı iddialara göre, Başkan Truman da otopsi salonundaki tanıklardan biriydi...

Günümüze gelindiğinde, filmin dünya insanıyla tanışmasını sağlayan İngiliz gazeteci ve televizyon program yapımcısı Ray Santilli'nin iddialarına göre, kameraman Barnett, filmin bir kopyasını çıkartmayı başarmıştı.

1993 yılında Santilli, büyük şirketler adına çalışan Barnett'i, Elvis Presley hakkında belgesel bir film yapmak amacıyla ziyaret etti. Oysa artık 82 yaşında olan eski kameraman Barnett yıllar önce Amerikan Hava Kuvvetleri'nden çaldığı bu değerli kanıtı daha fazla saklayamayacağım ve bu gerçeğin dünya insanıyla paylaşılması gerektiğini söylüyordu.

Barnett'in ne denli misyoner ruhu taşıdığı bilinmez, bol sıfırlı bir çek karşılığında sattı filmi Santilli'ye... Bundan sonra da dünya basınını ayağa kaldıran uzaylı varlık otopsisi yavaşça dışarıya sızmaya başladı.

Film önce BBC aracılığıyla dünyaya tanıtıldı. Başlangıçta sadece araştırmacılara ve bilim adamlarına ayrıcalık gösterilirken kısa sürede otopsi masasında yatan uzaylı cesedi Avrupa'da ve gezegenimizin diğer bölgelerinde en çok satan dergi kapaklarında görülmeye başlandı. Karşı çıkanlar, destekleyenler, UFO araştırmacıları, doktorlar ve sadece meraklılar bile türlü fikirleri öne sürüyorlardı artık...

Acaba çağdaş dünya insanı ilk defa bu film aracılığıyla mı bir uzaylı varlığın neye benzediğini görme şansını yakalıyordu? Yıllardır beklenen gerçek kanıt ayağımıza gelmişti ve iddialar doğrulanacak gibi görünüyordu...

Oysa ülkelere ve dönemlere yayılmış biçimde, kaçırılmalara, yakın karşılaşmalara tanık olanların bildirdikleri de vardı. Ve bu birinci elden tanıklıklardan uzaylıların beden yapılarıyla ilgili genel bir şablon çıkartmak mümkündü. Ortak noktalar tam 20 maddede sıralanıyordu. Roswell cesedini incelemeden önce herkesçe bilinen uzaylıların neye benzediğini hatırlamakta yarar var:

UZAYLILAR'IN TESPİT EDİLEBİLEN ORTAK FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

1- Varlıkların boyu genellikle l ila 1.50 m arasında değişiyor. En uzun olanları ise 2 m civarında.

2- Baş, insan görünümü taşısa da bedene kıyasla çok büyük kalıyor.

3- Gözler büyük ve çukura kaçmış, birbirlerinden ayrı, ya da normal insan gözünden çok daha geniş. Uzak doğulu izlenimi verircesine çekik.

4- Kulak benzeri işitme organlarına ya da başın iki yanında yer alabilecek çıkıntılara sahip değiller.

5- Burun göze çarpmayacak kadar belirsiz.

6- Ağız düz bir çizgi veya yarık biçiminde. Yok olan kulaklar gibi işlevini yitiren ağız da beslenme ya da ses yoluyla iletişim, konuşma amacıyla kullanılmıyormuşçasına silikleşmiş.

7- Boyun dikkati çekecek kadar ince.

8- Saçlar... Kimi tanıklara göre uzaylıların saçları yok. Bazı tanıklarsa başın tepe bölgesinde hafifçe renkli bir leke gördüklerini söylüyorlar. Bedenin hiç bir bölgesinde tüye rastlanmıyor.

9- Gövdenin tümü zayıf ve küçük olarak tanımlanıyor. Olayların çoğunda gövde bir tür giysi ya da üniforma ile örtülmüş durumda. Karında göbek deliğine rastlanmıyor.

10- Kollar son derece ince ve uzun. Hatta bazen dizlere kadar iniyor.

11- Eller, dört parmaklı. Baş parmak yok. İki parmak diğerlerinden daha uzun. Bazı gözlemciler tırnaklardan söz ederken, başkaları tırnak görmediklerini belirtiyorlar.

12- El ve ayaklan tanımlayacak genel özellikler yok.

13- Cilt rengi tanıkların gözlemlerine göre bej, güneş yanığı, kahverengi ya da gri pembe olarak değişebiliyor. Bazı gözlemlerde ise; loş ışıklar altında maviye kaçan gri ten renginden söz ediliyor.

14- Uzaylıların diş yapısı hakkında hiç bir şey bilinmiyor.

15- Üreme organları ise hala sır niteliğinde. Bazı tanıklar, ne kadın ne de erkek üreme organına sahip olmadıklarını söylüyor. Klonlama ya da dünyada henüz bilinmeyen farklı yöntemlerle üredikleri düşünülebilir.

16- Kimi olaylarda dünya dışı varlıklar sanki aynı kalıptan yapılmışçasına birbirinin eşi, benzer görüntüler ve biyolojik özellikler taşıyorlar.

17- Beyin kapasiteleri bilinmiyor.

18- Kan... Bedenlerinde bir sıvı var ama bildiğimiz kana benzemiyor.

19- Beslenme... Katı ve sıvı besin ürünlerini tanımıyorlar. Ele geçen UFOların hiç birinde gıda maddesine rastlanmadı. Sindirim sistemi ve rektal bölgeye sahip değiller.

20- Söz konusu özellikler taşıyan dünya dışı varlıklara genelde insansı ya da hümonoid adı veriliyor. Ancak hangi güneş sisteminden geldikleri hala bilinmiyor. Bizim güneş sistemimizin farklı bir bölgesine ait olup olmadıkları hakkında da bilgimiz yok.

Evet, bu genel bilgilerden sonra Roswell otopsisi hakkında bazı yorumlarda bulunmak mümkün. Basına yansıyan "Otopsi Filmi" gerçek miydi?

Ayrıntılarını seçmekte zorlandığımız ameliyat salonunun orta yerinde, otopsi masasında yatan cesedin boyu 1.40 civarında. Baş normal insan başının neredeyse iki katı kadar gelişmiş. Gözler tıpkı bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz uzaylılarınki gibi kocaman, parlak ve siyah.

Ne başta, ne de bedenin diğer bölümlerinde tek bir tüye bile rastlanmıyor. Buna kaşlar ve kirpikler de dahil. El ve ayak parmaklarının sayısı ise altı. Karın hamile izlenimini verircesine şiş, oysa yapılan araştırmada varlığın içinde gelişmekte olan bir canlıya da rastlanmıyor. Dahası uzaylının cinsiyetini kestirmek de mümkün değil. Erkek ya da dişi olduğunu gösterir üreme organları bulunmuyor çünkü.

Buraya kadar Roswell yaratığının dış görüntüsü 20 maddelik listeyle kıyaslandığında benzer özellikler taşıyor... Ancak sıklıkla vurgulanan zayıf uzaylılar kavramından uzak olduğunu görüyoruz. Çünkü Roswell varlığı oldukça kilolu, yağlı, hatta gelişmiş kasları olan bir bedene sahip. Boyu tanıklıklarda söylendiği gibi kısa, ama bu kadar kısa boyda gelişmiş kas yapısı inandırıcı olamıyor...

Sonra izole edici beyaz giysilere bürünmüş doktorlar, alışılmış bir beceriyle cesedi parçalamaya başlıyorlar. Bisturi (görebildiğimiz kadarıyla) önce göğüs ve karın boşluğunu iki yana açıyor... Bedenden dışarı çıkartılan organlar, siyah beyaz ve titrek kamerayla çekilmiş, filmde dikkatimizi dağıtıyor.

Gerçek mi, yoksa dünyayla alay etmek amacıyla hazırlanmış bir kurgu mu karar veremiyorsunuz. Biraz daha dikkatle bakınca ya da göz ilk sahnelerin heyecanını atınca, bu ölü uzaylının pek de o kadar uzaylı olamayacağını düşünmeye başlıyorsunuz. Ekrandaki görüntü, bir uzaylının bedeninden çok, bir mankene benzemeye başlıyor...

Otopsi uzmanları ve işi iyi bilen patologlar filmi tekrar tekrar incelediklerinde filmin düzmece olma ihtimali üzerinde duruyorlar. Onlara göre dünya dışı bir varlık, iç organları ele alınmadan önce dış yapısıyla incelenmeli. Oysa otopside varlık incelenmiyor, adeta parçalanıyor. Doktorlar sanki cesedi önceden çok iyi tanıyorlarmış gibi hareket edip bedeni açmaya başlıyorlar.


Roswell Otopsisi'nden bir görüntü

Başın büyüklüğüne göre ise kafatasından çıkartılan beyin çok küçük kalıyor. Bu durumda beyinin de uygun büyüklükte olması gerekir. Bu otopsi gerçek patologlar tarafından değil, cerrahlar tarafından yapılmış. Oysa Amerikan Hava Kuvvetleri USAF'ın dünyayı sarsacak bu olay için en iyi patologları çağırması gerekirdi. Neden sıradan cerrahlarla yetindiği düşündürücü.

Otopsi şartları da inandırıcı olamıyor. Çünkü gerçek bir ölüm sonrası incelemede varlığın ağzı açılıp bakılmalıydı, bu yapılmıyor. Ölü olduğu kabul edilen varlığın her iki eli de aynı biçimde duruyor ve parmaklan yukarı doğru açılmış. Böyle bir rastlantı kabul edilemez, ölüm sonrasında eller birbirinin kopyasıymış gibi görüntü alamaz.

Evet... Film sayısız uzman tarafından incelendi. Bu arada Kodak firmasıyla bağlantı kuruldu ve Kodak söz konusu filmin 1927, 1947 ya da 1967 yıllarından birinde üretilmiş olduğu raporunu verdi. En azından uydurma da olsa, sahneler demek ki geçmişte üretilmiş bir filme alınmıştı.

Dünya basını uzaysal otopsi tartışmaları yaparken, bu garip senaryoya, ünlü yönetmen Steven Spielberg ve 1947 kazasıyla ilgili çekeceği yeni filmi de girdi. Spielberg, Hollywood yönetmenlerinin belki de en Ufolojik olanıydı... "Üçüncü Türden Yakın Karşılaşmalar" ve "E.T." gibi unutulmaz başyapıtlarına, bir sonuncusunu ekleyerek unutulmaz bir üçleme yapmak istiyordu.

Büyük olasılıkla çekeceği son filmin adı da, "Majestic" ya da "Proje X" olacaktı. "Majestic 12", o yıllarda Başkan Truman'ın UFO olaylarını araştırmak amacıyla kurduğu örgütün adıydı. Bilim ve sanat çevreleri, Spielberg'in yeni filminde gerçek belgesel görüntülerle kendi çekeceği sahneleri birarada kullanacağını konuşur olmuştu... Acaba bu görüntüler Spielberg'in yeni filmi için özenle çekip dikkatle saklayamadığı sahnelerden mi ibaretti?...

Tüm bu sorular UFO çevrelerini kuşkuya düşürürken, yapımcı Ray Santilli'nin temsilcisi Chris Carey ismi kulağa gelmeye başladı. Chris Carey özellikle bilim kurgu filmlerinde kullanılan uzayla ilgili tüm nesnelerin ve uzaylı varlıkların kopyalarını üretmekteki başarısıyla tanınan bir uzmandı. Lasteksten yapılan figürler, usta ışıkçılar ve özel efektler sayesinde inanılmaz derecede gerçek görüntüsünü verebiliyordu...

Olaylar gittikçe dağılırken, parçalanan uzaylı cesedinin ne olduğu ise, gizemini koruyordu... Adli tabipler incelemelerini ancak televizyon ekranından yapabildiler. Ve sonuç bugün bile şüpheli... Bir gurup araştırmacı uzaylı varlığın gerçekliğini savunurken, geri kalanlarsa Amerikan Hükümeti'nin UFO gerçeğini küçültmek, alaya almak ve UFO araştırmacılarını halkın gözünde değersiz kılmak amacıyla bu sahteciliğe girdiklerini iddia ediyorlar.

Amerikan Hava Kuvvetleri 1947 kazasını önce kabullendi, daha sonra ise ellerindeki parçaların bir meteoroloji balonuna ait olduğunu ileri sürdü. Bu ani karar değişikliği huzursuzluk vericiydi. Kaza sonucu parçalanan uzay cismine UFO ya da Uçandaire adı verilse de, Roswell olayında parçalanan cisim üçgen biçimindeydi, yani tıpkı Kenneth Arnold'un gözleminde karşılaştığı üçgen biçimli uçan cisimler filosu gibi. Kimi tanıklarsa, parçalanan UFO'dan çıkan varlıkların yaşadıklarını söylediler...

Siyah beyaz görüntülerinden tanıdığımız ölü uzaylı büyük bir ihtimalle lasteks bebek olabilir. Ama yine de, bir varlığın kopyasını yapabilmek için, mutlaka gerçeğine bakılması gerektiği unutulmamalıdır... Model olmadan kopyası çıkartılamaz... Bu konuyu tek bir cümleyle, belki de en güzel şöyle toparlayabiliriz: Olay gerçek, ancak ekranlara yansıyan görüntüler sahte...

Gözlem Raporu 5 « Gözlem Raporları

7 Ocak 1970 Finlandiya

Işık yaklaştıkça daha da kuvvetleniyordu...

Olay Helkinsi'nin 130 km kuzey doğusunda bulunan Heinola şehrinde yaşandı. Meslekleri dışında sporla ilgilenen ve kayak yarışmalarına da katılan iki arkadaş, 36 yaşındaki Aarno Heinonen ve 38 yaşındaki Esko Viljo söz konusu tarihte kayak yapmak amacıyla buluştular. Her ikisi de son derece sağlıklı yaşayan, hatta sigara bile içmeyen kişilerdi.

Sabahın çok erken saatlerinde kaymaya başladılar... Öyle ki güneşin ilk ışıklarına rağmen gökyüzündeki yıldızları görmek hala mümkündü. Isı 17 dereceydi ve rüzgar yoktu. Bir süre sonra durup dinlendiler. Aradan beş dakika geçmemişti ki, garip bir vınlama sesi duydular. Gökyüzünde hareket halinde ve onlara doğru yaklaşan bir ışık kaynağı gördüler. Işık yaklaştıkça daha da kuvvetleniyordu...

Aarno ve Esko ışığın çevresinde dönen gri renkli, bulutu fark ettiler. Etrafa ışık yayıyor ve rengi gri ile kırmızı arasında değişiyordu. Diğer yanda bulutun üst kısmından dumanlar da çıkıyordu. İki adam hiç konuşmadan şaşkın bir halde karşılarında gördükleri buluta bakıyordu... Bulut 15 metre kadar yaklaştığında, iç kısmında yuvarlak bir nesne olduğunu gördüler.

Metal görünümlüydü ve alt kısmı tamamiyle düzdü. Yaklaşık 3 metre çapında olabileceğini düşünmüşlerdi. Alt kısmında üç adet yarım küre ve tam ortada da 25 cm çapında bir boru vardı. Cisim bir kaç dakika havada asılı kaldı, bu arada vınlama sesi hala duyuluyordu... Cisim yavaşça yere yaklaşırken ses de giderek çoğaldı. Az sonra gri bulut hafifledi ve dağıldı. Uçan nesne ile yer arasında sadece üç dört metrelik mesafe kalmıştı. Alt kısımdaki borudan bir ışık çıktı ve kar üzerinde daireler çizmeye başladı.

Tam o sırada Aarno Heinonen dışarıdan gelen bir güçle arkaya doğru itildiğini hissetti. Sonra aniden cismin altında, ışık huzmesinde ayakta duran yabancıyı gördü. Adamın elinde siyah renkli bir kutu vardı. Yuvarlak kutunun aralık yerinden nabız gibi atan, sarı bir ışık çıkıyordu. Adam 90 cm boyunda kadardı. Kollan ve bacakları çok zayıftı. Yüzü son derece solgundu. Burnu sivri bir gagayı andırıyordu. Küçük ve aşağıya doğru inen kulaklara sahipti. Üzerindeki giysi metalik yeşil renkte bir tulumdu. Dirseklerine kadar uzanan beyaz eldivenleri vardı. Koyu yeşil çizmeler giymişti.

Aynı adamı Esko Viljo da gördü. Dikkatini en çok çeken de adamın başındaki metalik kasktı. İki kayakçı şaşkınlık içinde cismi ve içinden çıkan yabancıyı izlerken, ziyaretçi hafifçe dönerek kutusuyla Aarno'yu işaret etti. Kutudan çıkan ışık gittikçe kuvvetleniyor ve gözleri kör edecek bir parlaklığa ulaşıyordu.

Bu arada cismin altından yeni bir sis dalgası yayılmaya başladı. Sisin arasından ışık kıvılcımları çıkıyor ve renkleri kırmızı, yeşil ve mor arasında değişiyordu. Işık kar üzerinde daireler çiziyordu. Daireler her seferinde biraz daha genişleyerek Aarno ve Esko'nun etrafı göremeyecek hale gelmelerine kadar büyümeye devam ettiler. Bir süre sonra "yabancı adamı" da göremeyecek duruma gelmişlerdi.

Gözlemin yaklaşık 1520 saniye sürdüğünü tahmin ediyorlardı. Gözlerini açtıklarında cisim gitmişti ve gökyüzü her zamanki sessizliğine bürünmüştü. Aarno ve Esko olay sonrasında korku hissetmediler. Her ikisi de sakindi. Öylece, konuşmadan, bir şey yapmadan durdular.

Geride kalan son sis kalıntılarının da dağılmasından sonra, Aarno vücudunun sağ tarafında his kalmadığını fark etti. Öne doğru adım atmak istediğinde yere yuvarlandı. Sağ bacağı ağrıyordu ve duyarlılığını tamamiyle kaybetmişti. Bir kaç defa ayağa kalkmayı denediyse de bunu tek başına yapamadı. İki kilometrelik yolu arkadaşının yardımıyla ve zorla yürüdü.

Babasının evine geldiklerinde durumu hiç iyi değildi. Sırtı ve tüm eklemleri feci şekilde ağrıyordu. Şiddetli baş ağrısı ve kusma başladı. Daha sonra tuvalete gittiğinde idrarırın koyu kahve renkte olduğunu gördü. Bu durum bir ay boyunca devam edecekti. Nefes almakta da güçlük çekiyordu.

Olay günü akşam saat 20.00'de doktor Pauli Kajanoja'ya gitti. Doktor tansiyonunu normalin çok altında bulmuştu. Şok geçirdiği belirtileri vardı. Aarno'ya bir uyku ilacı verdi. 8 Ocak günü doktor, Aarno Heinonen'i yeniden gördü ve bu defa sakinleştirici yazdı. Belirtiler azalmamıştı, hala eklemleri ağrıyor ve bazen de baş dönmesinden şikayet ediyordu. 14 Ocak'ta yeniden doktora gitmek zorunda kaldı. Bu defa doktor kendisine kan dolaşımını düzenleyecek bir ilaç verdi. Ancak şikayetleri devam ediyor ve çalışmasını engelliyordu.

Mayıs ayına gelindiğinde Aarno, hala şiddetli migrenden, ense, mide ve sırtındaki ağrılardan kurtulamamıştı. Sağ elinde büyük bir ağırlık vardı ve çalışamıyordu. Tanıdığı doktorlar çaresiz kaldı. Ona ne türlü bir ilaç vereceklerini bilemiyorlardı. Aarno hükümetten yardım istemeye karar verdi. Onu neyin bu hale getirdiğini anlamamıştı. Bir kez daha cismi gördüğü yere gitti ancak bu defa durumu daha da kötüleşti. Aynca kısmi hafıza kaybından da şikayetçiydi. Bir süre sonra yaşadığı olayı hatırlamakta güçlük çekmeye başladı.

Arkadaşı Esko Viljo'nun ise bu türlü sıkıntıları olmadı. Sadece cismi gördükten bir saat sonra yüzü şişti ve kızardı. Yürürken sendeliyordu. Doktor ona sadece uyku ilacı tavsiye etti. Ertesi sabah Esko dengesini sağlamakta güçlük çektiğini ve özellikle bacaklarında bir ağırlık kaybı hissediyordu. Doktor bu kez sakinleştirici ilaç verdi. Bir kaç gün başı ağrımaya devam etti. Göz doktoruna da gitmek zorunda kaldı, gözleri ağrıyordu ve şişmişti. 17 Ocak günü doktor muayenesinde durumu tamamiyle normal bulundu.

Daha sonra doktor Pauli Kajanoja yazdığı raporda her iki adamın da ağır şok geçirdikleri sonucuna varmıştı. Çevreye karşı ilgisiz davrandıklarını, ancak çok hızlı ve dağınık konuştuklarını da belirtiyordu. Özellikle Aarno'da görülen belirtiler bir miktar radyasyon almış kimselerinkini hatırlatıyordu. Yazık ki bunu ölçmek için gerekli cihazlara sahip değillerdi. Koyu renkte idrarı ise açıklamak imkansızdı.

Bir süre sonra Aarno ve Esko İsveçli bir gazeteci ve bir fotoğrafçı ve çevirmenle birlikte araştırma yapmak için cismi gördükleri yere gittiler. Ancak çok geçmeden beşinin de elleri kızarmaya başladı. Aniden hissettikleri baş ağrısı nedeniyle oradan ayrılmak zorunda kaldılar.

Çevrelerinde saygı ve güvenilir kişiler olarak tanınan Aarno ve Esko'nün böyle bir hikaye uydurmaya, ün kazanmaya ihtiyaçları yoktu. Dahası cismi gördükleri 7 Ocak gecesi, bulundukları yerin 10 km kuzeyindeki Imjarvi'de yaşayanlar gökte garip bir ışık gördüklerini belirtiyorlardı. Olayın bir başka garip yanı da, bundan bir yıl önce, Matti Kontulainen isimli 18 yaşındaki genç, aynı yerde garip bir ışık kütlesi gördüğünü rapor etmiş olmasıydı...

Esko susmayı tercih ederken, Aarno Finlandiya'lı araştırmacılara yaşadığı deneyimi anlatmaya başladı. Sonra garip bir şey oldu ve aslında 1964 yılında da bir UFO gördüğünü söyledi. 15 Ağustos 1972'ye gelindiğinde en azından yirmi üç kez UFO gördüğünü hatta UFOlardan çıkan "yabancılarla" görüştüğünü iddia ediyordu. Ve sonra o da birden temasçılar gurubuna katıldı...

Aarno arkadaşıyla birlikte yaşadığı o ilk deneyimine kadar UFO'larla ilgilenmemişti. Balık tutup spor yapmaktan hoşlanan sade bir insandı. Bekardı ve ailesiyle, elektriği bile olmayan bir evde yaşıyordu. Yaşadığı deneyimler 1980 yılında İngiltere'de çıkan "Flying Saucer Review" dergisinde yer aldı. Ancak 1973 yılından sonra hiç kimse Aarno ve Esko'dan haber alamadı. Onlar sanki garip bir biçimde ortadan kaybolmuşlardı... Onlara ne olduğu hiç bir zaman anlaşılamadı...

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy