Ufoloji

Siyah Elbiseliler « FBI Dosyaları

Kanadalı Ufolog Kyle Blue, uzaylılar tarafından damgalanmış, üzerinde bilimsel araştırma yapılarak kanı tamamiyle çekilmiş çiftlik hayvanları üzerinde inceleme yapıyordu. Benzer türdeki olaylara UFO'ların sıkça görüldüğü şehir dışı tarımsal bölgelerde daha çok rastlanıyordu. Kyle Blue yine uzaylılar tarafından kaçırılan insanlar konusunda da ilginç fikirlere sahipti...

Bir süre sonra üç "Siyah Elbiseli" tarafından ziyaret edildi. Aralarında nasıl bir konuşma geçtiği asla öğrenilemedi. Ancak günün birinde, Kyle Blue evinde ölü bulundu. Garip olanı ölümün hemen ardından bilgisayarının hard diskinin de ortadan kaybolmasıydı. Arkadaşları çok önemli bilgilere sahip olan hard diskin, "Siyah Elbiseli Adamlar" tarafından alındığını öne sürdüler...

Biraz daha geriye 1976'ya gidelim...

İpnoz çalışmalarıyla tanınan Doktor Hopkins, bir uçandaire olayında kendisine verilen danışmanlık görevini sürdürüyordu... Araştırmaları sırasında bir gün, başta ona normal gelen bir telefon aldı. Arayan kişi kendini New Jersey UFO Araştırma Organizasyonu yetkilisi olarak tanıtıyordu. Hopkins tanışma isteğini kabul etti. Telefon konuşmasının hemen ardından evin arka kapısını aydınlatan ışığı yakmak istedi ancak ziyaretçisi çoktan kapıya varmıştı bile. Etrafta tek bir otomobil bile yoktu.

Bu kadar kısa süre içinde söz konusu kişinin eve ulaşmış olması inanılmazdı. Dr. Hopkins ziyaretçinin dış görünümden etkilenmişti. Baştan aşağı siyahlar giymişti konuğu, aşırı derecede bakımlı ve düzgün bir kıyafeti vardı. Siyah takım elbise, kravat, parlak siyah ayakkabılar ve şapka...

Adam şapkasını çıkarttığında Hopkins'in şaşkınlığı daha da arttı. Çünkü ziyaretçinin başı tamamiyle keldi, kaşı ve kirpikleri de yoktu. Yüz hatları uzak doğulularınkine benziyordu ve gözleri hafif çekikti. Cildi solgun beyaz, buna karşın dudakları koyu kırmızıydı. Bir ara eliyle dudaklarını sıvazlarken kırmızı ruj izi eline bulaştı ve dudakları da solgunlaştı.

Tuhaf adam Dr. Hopkins'ten UFO araştırmalarına son vermesini istedi. Konuşma biterken sanki adamın da enerjisi azalmaya başlamıştı. Bir robot gibi ağır ağır ve kesik sözcüklerle, enerjisinin azaldığını, gitmek zorunda olduğunu söyledi. Dr. Hopkins yolun öte yanında parlak mavi bir ışık gördü. Adam o ışığa doğru uzaklaşıp kayboldu!...

Sonraki günlerde Hopkins, bu ziyareti düşündükçe korkmaya başladı ve adamın dediğine uyarak UFO tanıklarından aldığı tüm bilgileri yok etti. Diğer yanda New Jersey UFO Araştırma Organizasyonu diye bir yer olmadığını da öğrendi. Bu garip olay, doktoru uzun süre etkisi altına aldı.

Uzaylıların Tipi « Genel

Bazı hayalperest bilim adamları, bu canlıları hayallerinde biçimlendirmeye çalışıyorlar. Uzay'daki komşularımız TV kahramanı Alf'e mi benziyorlar? Yoksa "Uzay Yolu" dizisindeki "Mr. Spack" gibi sivri kulakları mı var?

İsviçreli astronom Gustav Tammann'a göre, bunların insanlara benzemeleri mümkün değil. "Eğer gerçekten Evren'de başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalılar" diyor, Tammann.

UFO raporlarında tarif edilen bu canlıların çoğu insana benziyordu: Narin vücutlu, kocaman kafalı "uzaylıların" genelde masum ve sevimli görünüşleri vardı.

Dünya üzerindeki biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı türlerin de bulunabileceğini savunan Werner Arber, Uzay'da, doğa için gerekli olan ikinci bir maddenin de varlığına dikkat çekiyor: Karbon. Bu kimyasal madde, atomlarını, diğerlerine göre, çok daha kolay birbirine ekleyerek, karmaşık biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu bir kalkan haline getirebilmekte.

Bazı canlılar, teorik olarak silisyum bazında da yaşayabilirler. Fakat Isaac Asimov'un "The Talking Stone" adlı bilimkurgu eserinde, radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratığına benzer canlıların oluşmasının mümkün olmadığını açıklıyor, Amerikalı astronom ve biyolog Seth Shostak.

Silisyum, Yeryüzü'nde bol miktarda mevcut, örneğin kum olarak. Ama buna rağmen Dünya'da bu maddeden herhangi bir canlı oluşmamış.

Shostak'a göre, evrim süreci içinde bazı organların işlevleri gitgide daha fazla önem kazanmaya başlamış. Örneğin olası bir tehlikeyi, daha çabuk algılayan gözler gibi. İşte bu yüzden birçok hayvanda da olduğu gibi, gözler beynin çok yakınındadırlar. Yani Evren'deki olası komşularımızın da gözleri ve dolayısıyla kafaları olmalı.

Shostak diğer gezegenlerdeki yaşamın, suyun içinde sürdüğünü düşünmüyor. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde ortaya çıkabilir, ama daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha mantıklı. Çünkü okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine ihtiyaçları yok. Burada hareket etmek çok kolay, ısı hemen hemen hiç değişmez ve iklim her zaman aynı.

Tabii bu tür spekülasyonları kabul etmeyenler de var. Örneğin evrim biyoloğu Heinrich Eben gibi. İnsan, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan tesadüfler zincirine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli olduklarından, daha uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu mantığa göre, bakteriler de en az insanlar kadar zekiler.

Eğer Evren'de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya'yı ziyaret etmeleri gerekiyordu. Çünkü Samanyolu'nda, Güneş'ten çok daha yaşlı yıldızlar bulunmakta; ve eğer burada gerçekten de bir uygarlık varsa, bu milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekir; ve bu uygarlığın fertleri bu kadar zaman içinde muhakkak Dünya'yı ziyaret etmek isteyeceklerdi.

Diğer kelimelerle açıklayacak olursak, zeki ve akıllı canlılar uzun süre yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşıyorlar. Yani Uzay'ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da birbirlerini ortadan kaldırıyorlar.

"Ama ne olursa olsun, Dünya'mızın dışında tek bir mikroorganizmanın bile bulunması, tüm zamanların en büyük keşfi olarak kabul edilebilir, diyen Avustralyalı fizikçi, insanların, diğer gezegenlerdeki canlıların kesin varlığını öğrenebileceklerine asla inanmıyor.

Gözlem Raporu 4 « Gözlem Raporları

12 Kasım 1968 Fransa

Doktor X'in davetsiz konukları

Dünya Dışı Varlıklar"ın insanlarla kurdukları temaslar çerçevesinde, kaçırılmadan öte bir ziyaret niteliğini taşıyan bir başka olayın kahramanı, Fransız Alpleri'nde yaşayan ve kendi alanında herkesçe tanınan Doktor X, adını ve soyadını gizli tutmayı tercih etmişti.

1 Kasım gecesini ertesi güne bağlayan saatlerde, Doktor X henüz 18 aylık oğlunun ağlamasıyla birden uyandı. Aslında çocuk ağlamıyordu ama sanki bir şey ister gibiydi. Bebeğin su isteyebileceğini düşünerek, karısını uyandırmadan yavaşça çocuk odasına gitti. Bebek yatağında ayakta duruyor ve büyük bir heyecanla pencereyi işaret ediyordu. Doktor X, panjurların arasından kıvılcım gibi parlayan ışık yansımalarını fark etti...

Doktor X yıllar önce Cezayir savaşına katılmış ancak geçirdiği mayın kazası sonucunda bacağından yaralanmıştı. O zamandan beri de sürekli topallayarak yürüyordu. Dahası 29 Ekim 1968 günü evinin bahçesinde ayağına batan dikenin açtığı derin yara sonucu, ayağı şişmiş ve doktor bu nedenle dört gün boyunca kıpırdamadan yatmak zorunda kalmıştı. Bu ayrıntılar doktorun yaşadığı deneyim açısından büyük önem taşıyacaktı.

Oğluna su getirmek için mutfağa doğru ilerlerken panjurların arasından aynı ışık patlamalarının devam ettiğini de görüyordu. Mutfağa girdiğinde saate baktı. Saati sabahın 03.55'ini gösteriyordu. Pencereyi açıp dışarıda neler olduğuna bakmak istedi. Evin bulunduğu nokta, çok geniş bir vadiyi bütün ayrıntılarıyla görmeye uygundu.

Pencereyi açtığında sağ taraftan tabak biçimli iki aracın geldiğini gördü. Ardından uçan nesneler havada birleşerek tek araç halini aldılar. Devasa boyutlardaki nesne Doktor X'in villasını bir kaç saniye süreyle kuvvetli bir ışıkla aydınlattı. Doktor şaşkınlık içinde gördüklerini anlamaya çalışırken nesne gözden kayboldu ve geriye sadece biraz duman kalmıştı... Doktor pencereyi kapatıp içeri girerken saati 04.05'i gösteriyordu.

Yaklaşık 10 dakika geçmiş olmalıydı... Buz dolabının üzerindeki bloknotu alıp gördüklerini yazdı ve resimledi. Hemen yatak odasına dönüp karısını uyandırdı. Ona az önce tanık olduklarını anlattı. Her ikisi de çok heyecanlanmışlardı. Ancak karısı birden: "Bacağın!..." diye bağırdı. O anda doktor odada son derece normal şekilde yürüdüğünü fark etti. Artık topallamıyordu... Dahası ayağındaki yaradan kaynaklanan şişlik ve iltihap da yok olmuştu... Yara izi neredeyse tamamiyle geçmişti ve ayağı normal görünümdeydi...

Doktor ve eşi bir süre daha konuşup, yatmaya karar verdiler. Ertesi sabah Doktor X'in karısı saat 10.00'da kalktığında eşinin hala uyuduğunu gördü ve onu rahatsız etmek istemedi. Doktor öğleden sonra ikiye kadar uyudu ve kalktığında önceki gece yaşadıklarını hatırlamıyordu!... Hatta kendi çizdiği resimleri ve notları gördüğünde bile olanlara hiç bir anlam veremiyordu...

Aradan bir kaç gün geçti...

Cezayir savaşında aldığı yara izleri de kaybolmuştu. Doktor artık normal bir insan gibi yürüyordu. Ama hala l Kasım gecesi yaşadığı şokun etkisini üzerinden atamamıştı. 17 Kasım günü Doktor X'in göbek çevresinde kırmızı renkli bir üçgen belirdi. Ertesi gün, oğlunun göbeğinde de yine kırmızı ancak daha küçük bir üçgenin oluştuğunu gördüler... Üçgenler bir kaç gün boyunca deri üzerinde kaldılar. Ancak bu sürede baba ve oğulda inanılmaz derecede ileri kabul edilebilecek paranormal yetenekler ortaya çıkmaya başladı...

Daha sonra yapılan araştırmada l Kasım gecesi, sabaha karşı saat dört civarında evlerine gitmekte olan bir gurup asker, Seat 1500 marka arabalarıyla Lerida Zaragoza yolunda ilerlerken, arabanın çalışmaz hale gelmesiyle durmak zorunda kaldıklarını bildirdiler. Aynı anda, yarım daire şeklinde devasa bir cismin, karşıdaki tepeden kendilerine doğru geldiğini, bir süre yükseldikten sonra da gökyüzündeki bir noktada sessizce durduğunu bildirdiler. Cismin gözden kaybolmasının hemen ardından araba yeniden çalışmaya başladı ve askerler yollarına devam ettiler.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy