Kaçırılma Raporu 1 « Kaçırılma Raporları
1942 Jumilla İspanya
Yıllar sonra ortaya çıkan büyük sır!...
Uzun süren bu dünya dışı temas vakası, 1942 yılında yaşanmış olmasına rağmen, olayın kahramanı ve tanıklarından olan, Prospera Munoz, henüz 8 yaşında küçük bir kızken yaşadıklarını ancak yıllar sonra, 1980'lerde hatırlayabilmişti... Prospera'nın deneyimi, en uzun süreli "Kayıp Zaman" vakası olarak kayıtlara geçti.
1942 yazında Prospera ve kendisinden iki yaş büyük ablası, tatillerini köy evlerinde geç iriyorlardı. Orada hem çocuklarla ilgileniyor, hem de evin ve tarlanın işlerini yapıyordu. Şehirden hayli uzakta yer alan evin bir de Liborio isimli bekçi köpeği vardı.
İlk karşılaşmanın yaşandığı gün, amca üzüm bağlarında çalışırken, Prospera da kapının önünde babasını bekliyordu... Baba Munoz üç dört günde bir bisikletiyle onları ziyaret edip yiyecek getirirdi. Ancak o gün nedense söz vermesine rağmen gelmemişti... Prospera pencereden yolu gözlerken birden o garip nesneyi fark etti... Şaşkındı...
Çünkü hayatında hiç bu renk araba görmemişti... Onun bildiği arabalar ya siyah olurdu ya da beyaz. Ancak garip makine yoldan değil, tarlaların yönünden geliyordu. Üzüm bağlarının arasından bu kadar rahat hareket edebilmesi de şaşırtıcıydı... Nesne eve iyice yaklaştı ve bir metre ötede durdu... Küçük kız babasının avcı arkadaşlarıyla birlikte gelebileceğini düşünüp ablasına seslendi ve arabayla geldiklerini söyledi. Ancak ablası Anita av mevsimi olmadığını hatırlatınca, Prospera yeniden pencereye döndü.
İşte o anda, aracın yanındaki iki yabancı erkeği gördü. Bu defa Prospera, gelenlerin tanımadıkları iki kişi olduğunu söyledi. Ancak Anita pencereyi kapatma fırsatını bulamadan, adamlar kapıdan içeri girmişlerdi bile... Üzerlerindeki giysi beyaz renkteydi. Karşıdan bakınca son derece normal görünüyorlardı. Biri gençti. 20 yaşlarında görünüyordu. Uzun boylu ve inceydi. Diğeri ondan biraz daha yaşlı, kırklarında gösteriyordu ve patron olduğu her halinden belliydi. Siyah saçları başına iyice yapışmıştı. O kadar ki, gerçek saçtan öte resim etkisi bırakıyordu. Siyah gözleri insanın içine işliyordu...
Genç yabancı evdekilerden su istedi. Anita suyu getirirken adamlar soru sormaya başladılar. Prospera bu konuşmanın sesli mi, yoksa telepati yoluyla mı yapıldığını hatırlamıyordu. Genç adam getirilen suyu dudaklarına yaklaştırdı, ancak içmeden bardağı hemen yanındaki masaya bıraktı.
Yabancılar, küçük kızlara evde yalnız olup olmadıklarını sordular. Amcanın yakında çalıştığını öğrenince, bu defa silahlardan söz ettiler. Kızlar evde bir av tüfeği olduğunu, tüfeği amcalarının değil babalarının kullandığını söylediler. Ziyaretçiler şöminenin üzerinde asılı duran takvimle de ilgilendiler. Anita, takvimin nasıl kullanıldığını açıkladı. Bu defa resimlerle belirtilmiş olan Ay'ın evrelerini sordular.
Genç yabancı diğerine döndü ve: "Bunların yaşama süresi..?" gibi bir soru sordu. Ancak Prospera cümlenin geri kalanını hatırlamıyordu. Yaşlı olanı "hayır..." cevabını verdi ve insan türünün çok kısa ömürlü olduğunu söyledi. Kızlar büyük anne ve tanıdıkları diğer ihtiyarların yaşı hakkında bilgi verdiler. Adamlar tava, tencere tabak gibi mutfak eşyalarının saklandığı dolabı da merak etmişlerdi. Bu nesnelerin hangi amaçlarla kullanıldığını sordular. Sonra genç olanı yan odaya girmek istedi. Ancak diğeri onu durdurdu ve devam etmenin anlamsız olduğunu, gitmeleri gerektiğini hatırlattı.
Aralarında konuşmaya başladılar. Genç yabancı diğerine kızlardan hangisi seçeceğini sordu. Yaşlısı daha zeki olduğunu ileri sürerek Prospera'yı gösterdi ve yaşadıklarım ancak 30 yıl sonra ipnoz yoluyla hatırlayacağını söyledi. Bu konuşma sırasında adam gözlerini bir an bile Prospera'dan ayırmamıştı. Konuşma bittiğinde adamlar telaş içinde evden dışarı çıktılar.
Prospera yeniden pencereye dönüp garip araca bakmak istediyse de, ablası engel oldu. Ancak cisimden yayılan güçlü ışık pencerelerden evin her yanını doldurmuştu bile. Kızlar korku içinde bağırıyorlardı. Amcaları geldiğinde olanları anlattılar ancak hikayeleri pek de ikna edici değildi...
Sonraki saatlerde, Prospera elbisesindeki kırmızı renkli çiçek desenlerinin renklerini tamamiyle kaybettiğini gördü!.. Kızlar yemek hazırlamaya başladıklarında, masanın üzerinde metal bir cisim buldular. Daha önce hiç görmedikleri bu parçanın nereden geldiğini bilmiyorlardı. Adamların unuttuğunu ya da bıraktığını düşündüler. Prospera metal parçayı saklamak için amcasından izin aldı ve sonra da nesne ile oynamaya başladı.
Uzunluğu beş-altı santim, çapı iki santim boyutlarında silindir biçimli bir nesneydi bu. Sonra evde güvenli bir yere saklamaya karar verdi. O kadar gizli bir köşede sakladı ki, aradan geçen 30 yılda garip metal parçasını kimse bulamadı... Ancak yıllar sonra Prospera Munoz, oyuncağını sakladığı yerden çıkartıp yaşadıklarının kanıtı olarak gösterebilecekti...
Öğleden sonra kızların babası geldi. Baba ve amca yiyecek deposu olarak kullanılan odaya girmek istediler. Ancak bilinmeyen bir nedenle kapı kendiliğinden kilitlenmişti!... Bütün çabalara rağmen açmayı başaramadılar. Bunun üzerine kızları yeniden evde yalnız bırakarak tarlaya gittiler.
Prospera topuyla oynamaya devam ediyordu... Sonra birden yolun karşı tarafından gelen iki adam gördü. Önce babasının geri döndüğünü sandı. Ama hemen sonra bunlardan birinin sabah gelen genç "yabancı" olduğunu fark etti. Yanındakini ise ilk defa görüyordu. Aradaki fark bu defa çevrede yaşayan kasabalı İspanyollar gibi giyinmiş olmalarıydı. Ama en tuhafı güneşin parlak olduğu bir saatte genç yabancının elinde bir tür lamba ile gelmesiydi...
Lamba ile evin çevresini dolaştı ve yanındakine: "Evet.." dedi, "Burada sadece bir tane var. "Sonra Prospera'ya yaklaşıp ona bir şey bulup bulmadığını sordu. Küçük kız evet cevabını verdi. Adam onu iyi sakladın mı, diye sordu. Prospera yine evet dedi. Sonra genç adam, o gece evdeki üç kişinin ön taraftaki odada uyuması ve yiyecek deposuna girmemeleri gerektiğini söyledi. Prospera zaten kapıyı açamadıklarını söyleyince adam sanki sevinmiş bir yüz ifadesine büründü. Adamlar giderken Prospera'ya uzay gemisinin indiği tarafta oynamamasını da hatırlattılar.
Oysa meraklı küçük kız az önce geminin olduğu yere çıkıp baktığında, yerde dairesel biçimli yanık izine rastladı. Dahası evin hemen yakınında bulunan incir ağacı da, kısa bir süre sonra tamamiyle kuruyacaktı...
Gece olduğunda, Prospera aniden uyandı ya da uyandırıldı... Pencereden kendisine bakan bir adam olduğunu gördü. Yerinden kalkıp ona yaklaştı. Dışarıda iki kişi daha vardı. Üçü de gündüz gördüğü yabancılardı. Üzerlerinde dalgıç giysisi vardı. Prospera herhangi bir korku hissetmedi, olanlar ona son derece doğal gelmişti. Ziyaretçilerin isteği üzerine, yer yatağında uyuyan ablası ve amcasının üzerinden atladı, sokak kapısını açıp dışarı çıktı. Şimdi yabancıların yanındaydı. Ancak çıplak ayakla çıktığı için adamlar dönüp ayakkabılarını almasını istediler... O andan itibaren olanlar, Prospera'nın zihninde karmaşık bir anılar ve resimler yumağıydı...
Çok güçlü bir ışık kaynağının içine girdiğini hatırlıyordu. Gittiği yerde yine dalgıç kıyafetli adamlar gördü. Hepsi de çalışıyor ve merakla Prospera'ya bakıyorlardı. Sonra siyah düz saçlı bir kadın geldi ve Prospera'yı kolundan tuttu. Küçük kız eve geri dönmek istemediğini, onlarla gitmek istediğini söyleyince, şefleri gibi davranan yaşlı adam buna hemen karşı çıktı. Eve geri dönerlerken Prospera, hayatında hiç bu kadar mutlu olmadığını düşünüyordu. Ayrılmadan önce yaşlı adam Prospera'nın gözlerine baktı. Prospera Munoz yaşadığı sürece bu derin bakışın etkisi altında kalacağını biliyordu...
Ertesi sabah uyanmakta güçlük çekti ve ablasının zorlamasıyla kalktığında saat öğlen 12.00 olmuştu. Önceki gece olanları kesinlikle hatırlamıyordu. Ancak ayakları çamur içindeydi ve çimen lekeleriyle doluydu. Üstelik kirli ayaklarıyla çarşaflan da kirletmişti...
Aradan yıllar geçti...
1954'de ev başkalarına satıldı. Satın alanlar, bir gün iki yabancının gelip evde yaşayan küçük bir kızı aradıklarını söylediler. Aynı yıl annesi Prospera'yı göz doktoruna götürdü. Doktor muayene sırasında ona gözlerini nasıl yaktığını sordu ve yüksek dozda radyasyon aldığım söyledi.
Geçen zamanla birlikte Prospera Munoz yaşadıklarını yavaş yavaş hatırlamaya başladı... "Dünya Dışı Varlıklar" tarafından kaçırılanlar hakkında okuduğu kitap ve yazılardan sonra ipnoz seanslarına başvurmaya karar verdi. Uzun süren ipnoz çalışmaları sonucunda bilinç altında gömülü kalan tüm anıları açığa çıktı. Eldeki veriler Prospera'nın çocukluğundan itibaren "Dünya Dışı Varlıklar" tarafından yıllarca gözlemlendiğini gösteriyordu.
Genç kızlık döneminde, babasının Jumilla'da işlettiği bara iki yabancı geldi. Dedektif Closeau tipinde pardösü giymiş kısa boylu iki adamdı bunlar... Pardösülerin boyu ayak bileklerine kadar uzanıyordu. Yüzlerini tamamiyle örten şapkaları ve camları buğulu gibi görünen gözlükleri vardı. Bara oturup sadece su istediler. Bir başka seferde ise, Prospera onlara benzer diğer iki yabancıyı, Alicante plajlarında gördü. Herkesin mayolarıyla güneşlenip denize girdiği sahilde, adamlar her zamanki gibi pardösü, şapka ve gözlükleriyle dolaşıyorlardı. Üstelik sahilde bulunanların da bir hayli dikkatini çekmişlerdi.
Kaçırılma Raporu 13 « Kaçırılma Raporları
1968-1990'lar İspanya
Marive önce garip rüyalar görmeye başlamıştı...
Marive adındaki genç kadın, 1968 yılından beri, yani 8 yaşından beri uzaylılar tarafından ziyaret edildiğini söylüyor. İlk ziyarette ince uzun yapılı "Dünya Dışı Varlıklar", onu yatağından alıp uzay gemisine götürmüşler ve burada yapılan bir ameliyatla bedenine bir mikrocihaz yerleştirilmiş.
Marive rüyalarla başlayan deneyimlerini şöyle anlatıyor: "1968 Eylül ayından beri tekrarlanan aynı rüyayı görmeye başladım. Düşümde gürültüyle uyanıp Malaga'daki evimin balkonuna çıkıyorum. Sokakta korku içinde bağırarak koşan insanlar var. Sonra gökyüzüne baktığımda üçgen oluşturacak şekilde uçan üç uzay gemisi görüyorum."
Evet üç sayısı ve üçgen sembolü UFO'larla yakından ilgili bir kavram olarak sürekli karşımıza çıkıyor...
Kaçırılma Raporu 15 « Kaçırılma Raporları
1990'lar ABD
İki arkadaşın uzay gemisindeki anılan...
Carol ve Alice iki yakın arkadaştı. Yıllarca pek çok şeyi olduğu gibi, kaçırılma deneyimini de birlikte yaşadılar. Açık temaslar 1991 yılında başlamasına rağmen, gerçekte çocukluk yıllarından beri "Gri"ler tarafından kaçırılıyorlardı...
10 Ekim 1991 öğle sonrasında, Carol, Hagerstown'da yaşayan ailesini ziyaretten dönüyordu. Ancak her zaman izlediği yolun aksi yönünde bir başka otoyola sapınca kaybolduğunu anladı. Hava kararıyordu ve sis etrafı görmesini engelliyordu. Yeniden ana yola çıkmaya çalışırken bomboş arazide güçlü bir ışıkla aydınlatılmış bölgeyi gördü. Ne olduğunu anlamak için yaklaştı, arabasını durdurdu. Işık kaynağının ardında ev ya da bina benzeri devasa bir nesne vardı. Hatta ona dev boyutlarda bir elektrik ampulü bile denebilirdi. Ama üst değil, alt kısmını aydınlatıyordu.
Carol büyük cismin yanında ondan daha küçük bir aracın daha olduğunu gördü. Küçük nesne balık biçiminde, ışıksız ve mat metalden yapılmıştı. Boşlukta, havada öylece asılı duruyordu. Carol ışık saçan büyük nesnenin hemen sağ tarafında beş altı kişilik bir gurubun toplandığını gördü. Aralarında bir kadın; ceket ve blucin pantolon giymiş bir de adam vardı. Adam küçük bir çocuğu elinden tutuyordu. Daha küçük bir çocuğu ise kucağına almış, göğsüne bastırmıştı. Arkadan vuran ışıkta yüzlerini seçmek, bu insanların yaşları hakkında fikir yürütmek kolay değildi.
Grup Carol'un yaklaştığını fark etti. Carol bu devasa garip cismin belki de bir endüstri makinesi olabileceğini ve gruptakilerin de herhangi bir inşaat işi için burada toplanmış oldukları düşüncesini geçirdi aklından... Ancak daha yakından baktığında üzerinde pencereleri de bulunan metalik yüzeyli nesnenin inşaat makinesi olamayacağı kararına vardı. Daha çok bir binaya benziyordu. Arabasının içinden bile cisimden yayılan rahatsız edici ısıyı hissedebiliyordu. Bu belki de görmemesi gereken gizli bir araştırmaydı...
Carol geri dönmeye karar verdi. Arabayla yakındaki tepeye tırmandı ve bu defa cismi yukarıdan izledi. Çevreye yayılan ışık hala güçlüydü ve uzaktan baktığında Carol cismin dev bir muza benzediğini düşündü. Az sonra cisimden etrafa garip bir ses yayılmaya başladı. Işık nabız gibi atıyordu. Ses giderek yükseldi, Carol gözlerini kapattı. Yeniden açtığında cisim yerinde yoktu.
Az önce gördüğü şeyin bina olmadığından emindi artık. Bu onun şuurlu halde yaşadığı ilk UFO fenomeniydi. Daha doğrusu o böyle zannediyordu... Daha sonra yapılacak ipnoz seansları unuttuğu pekçok anıyı ortaya çıkartacaktı...
Örneğin 5 Eylül 1991 tarihinde de olduğu gibi...
Söz konusu tarihte Carol yine arabasıyla şehir dışında ilerliyordu... Her zamanki gibi Hagerstovvn'a giden 70 numaralı Interstate yolunda idi. Daha sonra 26 numaralı Route yoluna kıvrıldı ve bir virajı dönmekte olduğu sırada yolun kenarındaki siluet dikkatini çekti... Arabayı durdurup aşağı indi. Pek emin değildi ama gölgenin kısa boylu "Griler"den birine ait olduğunu sezmişti...
Carol varlığı gördü, ona doğru ilerledi ve yanına geldiğinde ikisi birlikte yere otuz derecelik açı yapacak şekilde havada süzülmeye başladılar. Küçük "Gri" biraz daha öndeydi. Carol vücudunu taşıyamayacağı kadar ağırlaşmış gibi hissediyordu. Midesi bulandı, gözlerini kapatmak istedi ancak bunu başaramadı. Çok geçmeden büyük ve karanlık görünüşlü cisme yaklaştıklarım fark etti. Bu, cisimden çok, siyah bir bulutu andırıyordu. "Gri Varlık" ve Carol bulutumsu nesneye girdiler. Carol cismin uzunluğunu yaklaşık yüz metre kadar tahmin ediyordu. İçeride ışık yoktu, ortam sisli ve karanlıktı.
Carol sert köşeler ya da belirgin bir kapının varlığını bile saptayamamıştı. Gri varlık artık yanında değildi. Carol geldiği şekilde yine süzülerek ilerledi ve şimdi bir koridordaydı. Neyse ki burayı aydınlatan bir ışık vardı. Yere bir tür sembol çizilmişti. Desen beyin dalgalarını gösterir gibiydi.
Daha sonra Carol hemen karşısındaki gri renkte, soğuk ve sert yüzeyli duvara itildi. Duvar taş bloktan yapılmış gibiydi, yavaşça aşağı indi ve şimdi Carol yüzüstü bu taş blok üzerinde yatıyordu. Kıpırdayamıyordu ama yine de sol tarafında iki kişinin varlığını sezdi. Üzerlerinde gri üniformalar vardı. Sonra birden metal görünümlü yumuşak madde Carol'un üzerine örtüldü.
Yavaş ve yumuşak hareketlerle, Carol'un üzerini kaplayan ikinci bir deri gibi bedeninin her yanını sarmıştı. Madde sanki yaşayan, hafif ve sünger yumuşaklığında yapıya sahipti. Nasıl olduğunu anlayamadan üzerinde yattığı taş blok ters döndü ve zemine girerek kayboldu. Carol yine üzeri o yumuşak maddeyle kaplı olarak bu defa sırt üstü yatıyordu.
Yanındaki varlıklardan birinin uzun boylu "Gri" olduğunu gördü. İri, siyah gözlerinde parıltı ya da anlam yoktu. Carol'a yaklaşırken elinde çift iğneli bir şırınga tutuyordu. Carol aklından onun "Doktor Gri" olduğunu geçirdi. İğnelerden her birinin ucunda birer tüp vardı. "Gri Doktor" tüplerin içindeki yeşilimsi altın renkli sıvıyı Carol'un baş parmağından enjekte etti. Carol konuşamıyordu ama zihninden sürekli bunu durdurmasını ve canının acıdığını tekrarlıyordu.
"Gri Doktor" telepatik olarak canının acımayacağını söyledi. Carol ısrarla iğneleri istemediğini düşünüyordu. "Gri": "Hayır canım yakmam..." dedi. "Sana asla zarar vermedim." Sonra elini Carol'un alnına koydu ve bütün ağrıları sona erdi.
Ardından da, Carol'a kendisini nasıl hissettiğini sordu. Carol oradan gitmek istiyordu. İğneyi geri çektikten sonra gidebileceğini söyledi. Carol geldiği yoldan geri dönerken üzerini kaplayan yumuşak gümüş renkli maddenin yok olduğu fark etti. Anne ve babasının evine geldiğinde ise, blucin pantalonu nedensiz yere , ıslanmıştı. Annesi baş parmağındaki yara izlerini sordu. İğnelerin girdiği yerde iki derin iz vardı. Yılan ısırığı gibi görünüyordu. Carol az önce yaşadıklarım hatırlamadığı için kesin cevap veremedi... Yaşadıkları hafızasından silinmişti...
Bu olaydan üç gün sonra Carol yeniden "Griler" tarafından kaçırıldı... Gemiye alındığında kendisiyle ilgilenen "Doktor Gri"yi gördü ve iğneleri yapanın o varlık olduğunu anladı. Ancak bu deneyimi yaşadığı sırada öncekileri tamamiyle unuttuğu için bilinci parçalanmış ve anıları birbirine karışmış durumdaydı.
Kendi kendisine oraya neden getirildiği ve bu yabancıların kim olduklarını soruyordu. "Gri Doktor" Carol'a değiştirileceğini söyledi. Varlık anlatmaya devam etti, bu deneyleri yapmak zorunda olduklarını ve daha sonra açıkladığında Carol'un her şeyi anlayacağını söyledi. "Gri Doktor"a göre yapılacaklar çok önemliydi. Carol ısrarla sormaya devam etti, ancak "Gri Doktor" şimdilik bunları bilmesinin gerekli olmadığı cevabını verdi.
"Griler"de pek de fazla bilgi vermek istemeyen ve kendini üstün gören bir tavır hep gözlenmiştir. İnsanlara sanki bir deneyin parçası ve kobayıymış gibi davranıyorlar hatta onları sosyal hayvanlar yerine koyuyorlardı. Bu kaçırılmada Carol'a "Griler" tarafından enjeksiyon yoluyla iki farklı sıvı daha verildi. Biri altın renginde diğeriyse yeşildi. Bu defa "Gri Doktor"a CaroPın asistan adını verdiği bir başka "Gri Varlık" daha eşlik ediyordu. Üçüncü iğne o büyük şırıngayla yapılacaktı ve Carol zihninden canının acıyacağını geçirdi. "Gri Doktor" yine telepatik olarak canının yanmayacağı cevabını verdi.
Ardından "Griler" Carol'un giysilerini çıkarttılar. Carol varlıkların karşısında çıplak kaldığı için öfkeliydi ve utanıyordu, üstelik üşüyordu da... Bu defa göbek deliğinden içeri yapılan bir iğneyle karnına kızıl-portakal renkli sıvı enjekte edildi. Bu defa acısı çok büyüktü ve Carol düşünceleriyle çığlık atıyordu. "Gri Doktor" yeniden elini Carol'un alnına değdirdiğinde acı kayboldu. Sonra Carol'a daha önce de bu iğneyi yaptıklarını ama önceki seferlerde acıdan şikayet etmediğini söyledi.
Çok kısa bir anda, Carol karşısındaki varlığı üç gün öncesindeki kaçırılmadan değil de, yıllar öncesinden tanıdığı hissine kapıldı... Daha sonra varlıklar Carol'ı test etmeleri gerektiğini söyleyerek odadan çıkıp onu yalnız bıraktılar. Carol çıplak olmasına rağmen artık üşümüyordu. Ancak vücudu hala felcin etkisi altında ve kaskatıydı...
"Griler" yeniden döndüklerinde Carol'un sol kolundaki damardan kan aldılar. Carol neden kan aldıklarını sorduğunda, "Gri Doktor" bunu bilmesinin o kadar da önemli olmadığı cevabını verdi. Carol ısrarla bilmek istediğini söylüyordu. "Doktor Gri" her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmeleri gerektiğim açıkladı. Ve sonra Carol'a artık değiştirildiğini söyledi...
Carol bütün bunlara anlam veremiyordu ve defalarca değişikliğin ne anlama geldiğini sordu. "Gri Doktor" artık sadece sığır eti yemesi gerektiğini söyledi. Carol itiraz etti, kırmızı etten hoşlanmaz, beyaz eti tercih ederdi. "Hayatım boyunca sığır etiyle beslenemem" dedi. "Biz insanlar değişik besinler tüketiriz".
"Gri Doktor" artık değiştiği için farklı şekilde besleneceği konusunda ısrarlıydı. Carol nasıl bir değişimden geçtiğini asla öğrenemedi...
Her şey çocukluk yıllarında başlamıştı...
Carol'un "Griler"le tanışması çocukluğuna rastlıyordu. Henüz dört yaşındaydı. Bir gece kardeşi Mary ile paylaştıkları yatak odasında aniden uyandı. Pencereye baktığında kendisini daha önce de ziyaret eden iri kedilerin yeniden geldiklerini gördü!... Korkuyordu ve mevsim yaz olmasına rağmen çok üşümüştü... Seslenip babasını çağırmayı denedi. Ama kendini zorlamasına rağmen ağzından tek hece bile çıkmıyordu. Mary'i uyandırmayı denedi ama sesini ona da duyuramadı.
Carol daha önce de pek çok defa gördüğü "Gri Ziyaretçileri" kedi zannediyordu... Pencerenin dışında dikkatle Carol'u izleyen gözler vardı. Sonra kediler ya da "Griler" odaya girip Carol'a yaklaştılar. Carol onları istemiyordu, defalarca gitmelerini söyledi. Kısa bir süre sonra odaya parlak, mavi ışık doldu. Griler" o gelişlerinde kulağına garip bir "şey" yerleştirmişlerdi...
Ancak o bunu çok daha sonra hatırlayabilecekti... O anda canı acıyordu ve kulağına bırakılan yabancı maddeyi görememişti bile. "Griler" odayı terk ettiklerinde, Carol her zaman yaptığı gibi giysi dolabına saklandı. Carol ağlayarak babasını bekliyordu. Gece korktuğu zaman odasına gelip teselli eden daima babası olurdu.
Bir defasında da minik Carol, babasıyla beraber gemiye alındı. Küçük kız hala dört yaşındaydı ve gece ziyaretçisi "Gri Varlık", yarı karanlıkta oda kapısında durup ona bakıyordu... Konuşmuyor ve yüzündeki ifade asla değişmiyordu. İnce yapılı, saçsız, bedeni tüysüz klasik "Griler"den biriydi...
Carol yatağından kalktı ve ikisi birlikte pencereden dışarı çıkıp yürüdüler. Sonra Carol, babasının da yanlarına geldiğini gördü. Çatı penceresinden aşağıya doğru süzülüp, çimenlerin üzerinde bekleyen uzay gemisine yaklaşıp içeri girdiler. Gemide başka insanlar da vardı. Değişik yaş guruplarından pek çok çocuk gördü. Bazıları pijamalarıyla, bazıları da günlük kıyafetlerle gelmişlerdi. Çocuklar sessizce, olacakları bekler gibi hareketsiz duruyorlardı. Yetişkinlerin sayısı ise o kadar kalabalık değildi.
Getirildikleri odada beyaz renkli bir kaç muayene masasından başka eşya yoktu. Carol etrafı seyrederken bazı büyüklerle çocuklar odadan dışarı çıktılar. Babasına neden gittiklerini sormak istedi ama konuşamıyordu. Sonra baba ve kız dairesel koridor boyunca havada süzülerek, yüksek tavanlı odaya getirildiler.
Odanın merkez noktasında camdan yapılmış asansörlere benzeyen uzun, şeffaf tüpler vardı. Cam kabinler o kadar yüksekti ki, Carol üst kısımlarım göremiyordu. Sonra bütün çocuklar birer birer cam odalara geçip yerlerini aldılar. Sıra Carol'a geldiğinde, camın ardından babasının ağladığını gördü. Kızının yanına gitmesine izin verilmemişti.
Cam kabinin içinde kar benzeri bir madde yağmaya başladı ama bu gerçek kar değildi. Beyaz taneler kuru ve sıcaktı. Üzerine yapışmıyor, geceliğinde iz bırakmadan bedeninden aşağı akıp gidiyordu. Kar durduğunda "Gri Varlık" Carol'a telepatik olarak seslendi ve gözlerini kapatmasını istedi.
Carol gözlerini kapatmak istemiyordu ama "Gri" aynı emri tekrarladı. Bu defa daha farklı bir madde yağmaya başladı. Limon kokulu yapışkan madde, öncekinin tersine yakıcıydı ve arı sokması gibi bir etki bırakıyordu. Carol gözlerini kapattığında acı hissi sona erdi. Varlık Carol'a artık gidebileceğini söyledi. Küçük kız gözlerini açtığında karşısında yeniden babasını gördü. Babası az öncekinin tersine şimdi biraz daha sakindi.
Carol, babası ve diğer çocuklarla büyükler sessizce uzay gemisinden çıktılar. Açık havada Carol yürümekte zorlandığını ve kulağının ağrıdığını hissetti. Eve girdiklerinde babası sanki aralarındaki gizli bir anlaşmaya uyarmış gibi Carol'u elbise dolabının içine bıraktı. Ertesi gün ikisi de hiç bir şey hatırlamayacaktı...
Sayısız defalar gemiye alınan ve geri gönderilen Carol, "Griler"e ait minik bebekleri görmüş, onları kucağına almıştı. İnsan çocuğuna benzemiyorlardı. Sessiz, beyaz tenli ve neredeyse ölü bir beden kadar hareketsiz bebeklerin gerçek olduğuna inanmak zordu. Üstelik Carol onların kağıt kadar da hafif olduklarını hissetmişti.
Nuh'un gemisi gibi!...
Tüm yaşamı boyunca süren kaçırılmalarda, Carol'u odasından gelip alan hep aynı "Gri Varlık"tı. Carol onu iyi tanıyordu. İpnoz seansı sırasında Carol, Gri varlığın yapay dölleme yoluyla kendisini pek çok defa hamile bıraktığını anlattı. Uzay gemisinin içi yüzlerce yeni doğmuş bebekle doluydu. Melez bebekler doğumdan hemen sonra dünyalı anneden alınıyordu. Ancak gemi sadece insan melezi bebekleri değil, yavru atları, yavru kanguru, fare ve akla gelebilecek her tür canlının yavrularıyla da doluydu...
Yıllar sonra Carol'un John adını verdiği bir oğlu oldu. Çocuk dört yaşına geldiğinde, geceleri ağlayarak uyanıyor ve pencereden kendisine bakan kedilerden korktuğunu söylüyordu... Kısa bir süre sonra Carol oğlu John ile birlikte gemiye götürüldü. Kontrol sırasında Gri Varlığa oğlunun canını acıtmamasını söyledi. Varlık çocuğu muayene etmek istediğini tekrarlıyordu. Carol itiraz etti ve oğlunu alıp eve götürmek istediğini belirtti. Varlık: "O tamamiyle senin değil, yalnız bir parçasıyla senin. O bizim çocuğumuz..." cevabım verdi. Sonra John'dan kan ve deri örnekleri aldı, annesiyle eve dönmesine izin verildi...
Ertesi sabah küçük John, annesine geceki kabuslarını anlatırken, yaşadıkları evden nefret ettiğini, çünkü bu evde çok sayıda kediler olduğunu söylüyordu... John yetişkin bir erkek olup evlendiğinde, Stacy adında bir kızı doğdu. Stacy 4 yaşındayken uzay gemisi resimleri çizip bunlarla seyahat ettiğini anlatıyordu...
Bugüne dek kaçırılma olaylarında ön plana, çıkan ve vurgulanması gereken bir nokta da; birbirini tanıyan, arkadaş olan ya da akrabalık bağına sahip kişilerin aynı zamanlarda kaçırılmalarıdır. Örneğin Carol'un sadece kendisi değil, babası, oğlu ve oğlunun çocuğu bile sıkı bir takibe alınmıştır. Bunların arasında Carol'un en yakı arkadaşı Alice de vardı...
Alice'nin uzaylı bebeği...
Alice, Alabama-Tuskegee'de arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonunun ardından, arabasıyla Tallahassee'ye doğru yola çıktı. Kasabadan ayrıldığında saat 16.30'u gösteriyordu. Ancak bir süre sonra, aşırı hız yaptığı için trafik polisi tarafından durduruldu. Bütün bunlar olurken, Alice kendini yorgun ve sanki nezle olacakmış gibi hissediyordu. Aynı gece saat 22.30'da Tallahassee'ye ulaştı ve bir otele yerleşti. Kendini hala iyi hissetmiyordu, alışkın olmadığı halde soğuk duş yaptı ve yattı...
Ertesi gün uyandığında tam anlamıyla iyileşmemişti ve özellikle de midesinden rahatsızdı. Normalde 3.5 saat sürmesi gereken yolculuk, bu sefer anlayamadığı şekilde neredeyse 6 saat sürmüştü. Bu kadar zaman içinde neler olduğunu ve ne yaptığını hatırlayamıyordu...
Kayıp zaman diliminde olanları, Budd Hopkins'in ipnoz seanslarında yeniden hatırlayacaktı...
Budd Hopkins, Alice'e uyguladığı ipnoz seansları boyunca, onun kişisel hayatı ve çocukluğu hakkında da bazı bilgiler edindi. Alice henüz küçük bir çocukken anne ve babası tarafından terk edilmiş, onlar tarafından hiç sevilmemişti. Hatta terk edilmeden önce subay olan babası tarafından sık sık da dövülüyordu. İlk gençlik yıllarında bazı fobileri oluştu. Örneğin lise yıllarında bebeklerden korkuyordu. Bebeklere dokunamıyor, hatta onlara bakamıyordu bile ve tiksiniyordu... Bu panik sadece minik bebekler için geçerliydi.
Bebeklerle ilgili fobisi onu asla hamile kalmamak için tüplerini bağlatmaya kadar itmişti. Arkadaşlarının yeni doğmuş çocuklarından uzak kalmaya çalışıyor ve bir çocuk ancak 45 yaşına geldikten sonra onu görmeye tahammül edebiliyordu...
12 yaşındayken babasıyla gittiği bir balık avı sırasında babası tarafından tecavüze uğradığını düşünüyordu ancak bundan tam olarak emin değildi!... Hopkins ipnozla geriye dönüş sırasında Alice'i kayıp zaman dilimini yaşadığı, araba yolculuğuna geri götürdü. Alice uyanıkken hatırlayamadığı tüm ayrıntı ve olayları ipnoz altında yeniden yaşamaya başladı...
Tallahassee oto yolunda herhangi bir problem yaşamadan hızla ilerlerken, arabası anlayamadığı nedenlerle durdu... Alice üşüdüğünü hissediyordu. Etraf soğuktu ve arabada beklemeye başladı. Sonra aniden sol tarafındaki camdan kendisine bakan yüzü fark etti. Bu uzun yüz, bir insana ait değildi!... Kendisini dikkatle izleyen varlığın yüzü, cilt rengi tamamiyle griydi...
Alice şuursuz şekilde arabadan indi, dışarı çıktı. Sonra o "Gri" yabancıyla birlikte havada süzülmeye başladılar. Az ileride dev bir deniz anasına benzeyen, ışıklı cisim duruyordu. Sekiz köşesi vardı ve Alice onun eski tip gaz lambalarına benzediğini düşündü. "Gri Varlık" ve Alice dev araca girdiler. Alice etrafa tatlı bir yumuşaklığın hakim olduğu beyaz renkli odaya götürüldü. Ancak burada yalnız değildi. Kendisini izleyen üç ya da dört çift gözün olduğunu hissetti.
Alice'in hatırladıkları arasında boşluklar vardı... Birden kendini yerde uzanır halde buldu... Üşüyordu ve giysileri çıkartılmıştı... Sonra kendisiyle ilgilenen korkunç görünüşlü yabancıyı tarif etmeye başladı... Canavara benziyordu ve gözlerinin üzerinde Alice'in tanımlamakta zorluk çektiği bir "şey"e sahipti.
Alice geri dönmek istiyordu ancak onu gemiye getiren varlıklar yapılması gereken işler olduğunu ima ettiler. Bu arada Alice karnının hemen alt kısmında, rahim bölgesine yakın yerde korkunç bir acı duydu. Sancı giderek artıyor ve dayanılmaz hal alıyordu. Dışarıdan gelen baskı ve içten hissettiği ağrıların şiddeti giderek artıyordu. İnanılması zordu ama Alice o anda doğum yaptığını hissetti.
Gözlerini açıp bebeğine baktı. Onu nasıl tanımlayacağını bilmiyordu. Kendisine ait hissedemedi. Minik yaratık neredeyse armut büyüklüğündeydi. Pembe cildi iyice kırışmıştı. Ağlamadı, herhangi bir ses çıkartmadı. Doğumdan hemen sonra "Gri Varlıklar" bebeği alıp götürdüler. Bebek artık onlarındı...
Budd Hopkins'in ipnoz seansı sırasında Alice, "Griler" tarafından nasıl hamile bırakıldığım da hatırladı. Bu doğal bir ilişki ile değil, yapay döllenme türündeki uygulamayla gerçekleşmişti. Şırınga benzeri küçük ve elastik bir tüp kullanmışlardı. Tüpün içinde beyaz bir sıvı vardı. İpnozla geriye gidildikçe Alice çocukluğundan beri "Gri Varlıklar" tarafından kaçırıldığını ve bazı tıbbi testlerden geçirildiğini hatırlıyordu... 9 yaşındayken gemiye götürülmüştü. Yanında kendisinden daha küçük bir kız daha vardı. İki çocuk birbirlerini önceki kaçırılmalarda da görmüşlerdi.
Diğer kaçırılmada ise, Alice henüz 12 yaşındaydı. Babasıyla balık tutmaya gittiği gün, Alice "Griler"le olan temasında büyük bir korku yaşadı. Babasından yardım istedi. Ancak babası çaresiz halde, adeta felç olmuşçasına, kenarda duruyor ve kızına yardım edemiyordu...
"Griler" Alice'in canını acıtıyorlardı. Kalem büyüklüğünde bir cismin içine girdiğini ve daha sonra kanama başladığını net olarak hatırladı. "Dünya Dışı Varlıklar"la yaşadığı bu tatsız olay, sonraki yıllarda babasına duyduğu öfkeyi arttırmıştı.
Yıllar sonra kim bilir kaçıncı kez yeniden "Griler"le beraberdi... Ve bu defa onların çocuğunu doğurmuştu... Minik bebek alındıktan sonra "Gri Varlıklar" Alice'i yıkadılar. Alice çocuğu görmek istemiyor hatta ondan nefret ediyordu... Gemiye gelişleri sırasında daha büyük çocuklar da görmüştü. Sayıları otuz ya da kırk kadardı. Artık yürüyebiliyorlardı. Ancak tuhaf görünüşlüydüler ve insan çocuğuna hiç benzemiyorlardı... Başları büyük, bedenleri ise yetişkin "Grüer"e kıyasla biraz daha şişmandı... Konuşmuyorlar ancak bazı sesler çıkartıyorlardı...