Gözlem Raporu 1 « Gözlem Raporları
1901 Yaz ayları... ABD
Küçük Frank'in gözlemi
Yirminci yüzyılın ilk yakın karşılaşmalarından kabul edilen bu olay, West Midlans'ta yaşandı. 1897 ve 1909 yılları; Amerika Birleşik Devletleri'nin hemen her yanında görülen "uçan gemi" filolarının ziyaretlerini sürdürdükleri tarihlerdir. Bu yıllar arasında Mars gezegeninin Dünya'ya olan uzaklığı en aza inmiş ve 80.000.000 km olmuştu.
Gözlemci o zamanlar henüz 10 yaşında küçük bir çocuktu. Bir öğleden sonra oyun arkadaşlarından ayrılıp evine dönmeye karar verdi. Kırsal kesimde ve geniş bir bahçeye sahip olan eve yaklaşırken, çimenlerin üzerine konmuş, yabancı, garip bir yapıyı gördü. Cisim dikdörtgen biçimde bir evi andırıyordu. Ancak çatı olması gereken yerin tam ortasından yukarı doğru uzanan küçük bir bölümü daha vardı. Pencereleri yoktu. Ama dışarıya doğru açılan bir kapıya sahipti. Cismin yüksekliği l m, uzun kısmı 1,80 ve kısa tarafı da 1,20 m kadardı. Kapı yüksekliği ise 60 cm kadar olmalıydı...
Frank'in şaşkın bakışları altında kapı açıldı ve dışarıya insan görünümlü iki adam çıktı. 30 ile 40 yaşları arasında olmalıydılar. Alıştığımız insanlardan farkları yoktu. Üzerlerine sımsıkı oturan, asker üniformasına benzer kıyafetler giymişlerdi. Yalnız başlarında, kulaklarını da örten yine sıkı başlıkları vardı. Başlıktan Frank'in anten diye tanımladığı uzantılar çıkıyordu. Bu antenlerin yüksekliği 23, çapı ise 7 cm çapındaydı.
Yabancılar ve Frank işaret diliyle anlaştılar. Adamlardan biri koluyla uzak durmasını işaret etti ve Frank'in cisme yaklaşmasını istemediğini belirtti. Frank geri gitti. Bu arada adamlar hızlı hareketlerle yeniden gemiye döndüler. Bir kaç dakika sonra, cisim çevresine parlak ışıklar yayarak, garip sesler çıkartmaya başladı. Havalandı ve gökyüzünde uçarak kayboldu.
Bazı komşular cisimden çıkan sesi duymuş, bazıları da cismi havadayken görme imkanı bulmuştu. Olay zamanla unutuldu... Frank hayatı boyunca bir daha UFO görmedi. Tuhaf yabancılarla da karşılaşmadı. Bu olaydan sonra aradan yılar geçti... Ve yetişkin bir kişi olduğunda, cismin UFO, adamların da "Dünya Dışı Ziyaretçiler" olduklarını kabullenmişti.
18971909 yılları arasında en çok ABD'yi etkileyen yoğun UFO gözlemleri yapılmıştı... Aynı.yoğunluktaki UFO dalgaları yıllar sonra, 1965 civarında yeniden tekrarlanacaktı...
Uzaylıların Tipi « Genel
Bazı hayalperest bilim adamları, bu canlıları hayallerinde biçimlendirmeye çalışıyorlar. Uzay'daki komşularımız TV kahramanı Alf'e mi benziyorlar? Yoksa "Uzay Yolu" dizisindeki "Mr. Spack" gibi sivri kulakları mı var?
İsviçreli astronom Gustav Tammann'a göre, bunların insanlara benzemeleri mümkün değil. "Eğer gerçekten Evren'de başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalılar" diyor, Tammann.
UFO raporlarında tarif edilen bu canlıların çoğu insana benziyordu: Narin vücutlu, kocaman kafalı "uzaylıların" genelde masum ve sevimli görünüşleri vardı.
Dünya üzerindeki biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı türlerin de bulunabileceğini savunan Werner Arber, Uzay'da, doğa için gerekli olan ikinci bir maddenin de varlığına dikkat çekiyor: Karbon. Bu kimyasal madde, atomlarını, diğerlerine göre, çok daha kolay birbirine ekleyerek, karmaşık biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu bir kalkan haline getirebilmekte.
Bazı canlılar, teorik olarak silisyum bazında da yaşayabilirler. Fakat Isaac Asimov'un "The Talking Stone" adlı bilimkurgu eserinde, radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratığına benzer canlıların oluşmasının mümkün olmadığını açıklıyor, Amerikalı astronom ve biyolog Seth Shostak.
Silisyum, Yeryüzü'nde bol miktarda mevcut, örneğin kum olarak. Ama buna rağmen Dünya'da bu maddeden herhangi bir canlı oluşmamış.
Shostak'a göre, evrim süreci içinde bazı organların işlevleri gitgide daha fazla önem kazanmaya başlamış. Örneğin olası bir tehlikeyi, daha çabuk algılayan gözler gibi. İşte bu yüzden birçok hayvanda da olduğu gibi, gözler beynin çok yakınındadırlar. Yani Evren'deki olası komşularımızın da gözleri ve dolayısıyla kafaları olmalı.
Shostak diğer gezegenlerdeki yaşamın, suyun içinde sürdüğünü düşünmüyor. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde ortaya çıkabilir, ama daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha mantıklı. Çünkü okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine ihtiyaçları yok. Burada hareket etmek çok kolay, ısı hemen hemen hiç değişmez ve iklim her zaman aynı.
Tabii bu tür spekülasyonları kabul etmeyenler de var. Örneğin evrim biyoloğu Heinrich Eben gibi. İnsan, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan tesadüfler zincirine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli olduklarından, daha uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu mantığa göre, bakteriler de en az insanlar kadar zekiler.
Eğer Evren'de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya'yı ziyaret etmeleri gerekiyordu. Çünkü Samanyolu'nda, Güneş'ten çok daha yaşlı yıldızlar bulunmakta; ve eğer burada gerçekten de bir uygarlık varsa, bu milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekir; ve bu uygarlığın fertleri bu kadar zaman içinde muhakkak Dünya'yı ziyaret etmek isteyeceklerdi.
Diğer kelimelerle açıklayacak olursak, zeki ve akıllı canlılar uzun süre yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşıyorlar. Yani Uzay'ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da birbirlerini ortadan kaldırıyorlar.
"Ama ne olursa olsun, Dünya'mızın dışında tek bir mikroorganizmanın bile bulunması, tüm zamanların en büyük keşfi olarak kabul edilebilir, diyen Avustralyalı fizikçi, insanların, diğer gezegenlerdeki canlıların kesin varlığını öğrenebileceklerine asla inanmıyor.
Gözlem Raporu 8 « Gözlem Raporları
Mayıs 1979 Yalıhükük Kasabası, Bozkır, Konya Türkiye
Gözlemin ya da karşılaşmanın tek tanığı kasaba orta okulunda öğretmenlik yapan Burhan Yılmaz'dı. Yaşadığı olayı tam bir yıl sonra "Planet" dergisine bildirmiş, böylece başından geçenleri aktarmak imkanını bulmuştu.
Yılmaz, söz konusu gece 02.30 / 03.00 civarında açık arazide Ay'ı seyrederken gökyüzünden hızla yere doğru iniş yapan bir cisim dikkatini çekti. Yarım kubbe formundaki cisim Burhan Yılmaz'ın 100 metre kadar ilerisine iniş yaparken herhangi bir ses duyulmadı. Tanığın anlattıklarına göre cisim normal bir taksi boyunda ancak yüksekliği alıştığımız taksilerden
daha fazlaydı. Cismin yaklaşık bir metre etrafında manyetik alana benzer, gri renkte sis tabakası vardı. Tanığın hatırlayamadığı bir zaman süresinde hareketsiz kalan nesne, yine geldiği gibi gürültü çıkartmadan ve çok yumuşak bir şekilde havalanarak karanlık gökyüzünde kayboldu.
Burhan Yılmaz daha sonra arazide yaptığı araştırmalarda, cismin yere inişinden sonra toprakta herhangi bir iz, yanık ya da bozulma meydana gelmediğini bildirdi. Bu gözlemin ertesi gecesinde Yılmaz evinde tek başına kitap okurken saat 21.30 civarında kapı çalındı. Gelenler Burhan Yılmaz'ın o güne dek hiç görmediği, tanımadığı 30 yaşlarında üç erkekti... Dikkat çeken yönleri üçünün de takım elbiseli ve kravatlı olmalarıydılar. Yılmaz onları evine davet etti ve yabancılar karşılıklı yerleştirilmiş somyalara oturdular. İçlerinden biri 8 km ötedeki Ahırlı kasabasından geldiklerini söyledi.
Yılmaz onları dinlerken konuklarına çay hazırlamak için mutfağa geçti. Yaklaşık bir dakika sonra da odaya geri döndü. Ancak yabancı misafirler bıraktığı yerde değillerdi. Burhan Yılmaz şaşkın gözlerle boş odaya bakarken, önce adamların pencereden çıkmış olabileceklerini düşündü. Ancak demir parmaklıkların koruduğu pencerelerden çıkmaları imkansızdı... Kapıdan çıkmaları için de mutfağın önünden geçmeleri gerekiyordu ki, bu da olmamıştı!...
Burhan Yılmaz durumda bir gariplik sezdi ve hemen dışarı çıktı. Sokakta sadece kendi başına oynayan küçük bir kız çocuğu vardı. Yılmaz çocuğa evinden çıkan üç adamı görüp görmediğini sordu. Küçük kız da ileriyi işaret ederek adamların orada olduklarını söyledi. Burhan Yılmaz çocuğun gösterdiği yöne baktığında hafifçe hırlayan üç köpek gördü...
O sırada bir komşu kadın yanlarına geldi ve heyecanla gökyüzüne doğru uçan adamlar gördüğünü söyleyip bağırmaya başladı!...