Kaçırılma Raporu 2 « Kaçırılma Raporları
5 Mayıs 1959 Santo Domingo
Freddy Miller geri döndü mü?
B» olay "Bermuda Şeytan Üçgeni" bölgesindeki en tuhaf ve açıklanamayan kaybolma vakalarından bindir...
5 Mayıs 1959 günü Santo Domingo'dan yola çıkan bir tekne Boca Chica plajına doğru yol alıyordu... Tekne yolcuları; Freddy Miller, Maria Luisu Castillo, Mirtha Jorge ve Francisco Antonio ile Julia Altagracia Castillo adındaki çocuklardan oluşan bir guruptu... O gün deniz son derece sakin olmasına rağmen, bütün bu insanlar kayboldular... Ve tüm aramalara rağmen bir daha asla ortaya çıkmadılar!...
Ama gurubun içinde belki de en önemli isim Freddy Miller idi. Babası Kuzey Amerikalı bir subay, annesi ise Santo Domingolu Julia Otero idi. Freddy Miller sporculuğunun yanında, bu ülkede televizyon yönetmenliği ve yapımcılığı ile uğraşıyor, denizden, şiirden, yemek davetlerinden zevk alıyordu. Kendi yazdığı şiirleri etkileyici sesiyle radyo ve televizyon programlarında sık sık seslendirirdi. Üstelik gitar çalıp tangolar da söylerdi. Yakın arkadaşları onun kadar çok yönlü ve hayata bağlı birini daha tanımadıklarını belirtiyorlardı. Olay günü tekneyle denize açılırlarken grubu yakın arkadaşı Malono Quiroz uğurlamıştı.
Ertesi gün Miller'in kaybolduğu fark edildi ve arama çalışmaları başladı. Ancak sonuçlar olumlu değildi. Hava şartları mükemmeldi ve kaybolmaları için mantıklı hiç bir neden yoktu. Belki de motorun bozulmuş olabileceğini düşündüler.
Meslekdaşı Manolo Quiroz'un sonradan belirttiğine göre Freddy Miller'in UFO konusuna büyük inancı vardı. Televizyonda "Dünya Dışı Varlıklar" hakkında program yapmış, hatta programda kullanmak üzere bazı uzaylı giysileri bile ısmarlamıştı. Tüm bu gelişmelerin en garip olan tarafı, Fredi Miller'in 1959 yılında Karayip Denizi'nde kaybolduktan tam 13 yıl sonra ortaya çıkmasıydı!... Bu yeniden çıkışın tanığı ise Virgilio Gomez Contreras adlı bir başka Domingo vatandaşıydı.
Virgilio Gomez Contreras 22 Eylül 1972 sabahı saat 08.45 ile 09.00 arasında, arabasıyla işe gitmek üzere yola çıktı. Saatte 40 km hızla ilerliyordu. Ancak bir süre sonra ileride, kendisine durması için işaretler yapan adamı fark etti. Önce durup durmamak konusunda emin değildi. Ama daha sonra karar vererek arabasını durdurdu. Tam bu sırada yoldaki adamın tamamiyle yeşiller giydiğini ve az ileride iki kişinin daha olduğunu gördü. Adamların askeri birlikten geldiğini ya da kaza geçirdiklerini düşündü.
Yeşilli adam normal şekilde yürüyerek arabaya yaklaştı, sonra da pencereden eğilerek kendisini tanıyıp tanımadığını sordu. Virgilio tanımadığı cevabını verdi. O zaman yeşilli adam, isminin Freddy Miller olduğunu ve Santo Domingo doğduğunu söyledi. Daha sonra da: "Siz benim boğulduğumu sanıyordunuz ama modern bir araç tarafından kurtarıldım.." diye devam etti.
Virgilio onu kurtaran bir helikopter miydi diye sordu. Yabancının cevabı "hayır" oldu. "Helikopterden daha modern bir araçtı. Bir modül, daha doğrusu sizin deyimizle bir UFO'ydu" dedi. Virgilio hala bunun şaka olduğunu düşünüyordu ama yine de ona UFO'nün nereden geldiğini sordu. Yeşilli adam tahminen Venüs'ten geldiğini söyledi. Teknede bulunan diğerlerinin kurtarılması mümkün olmamıştı, hem zaten onlar bu ortama Freddy Miller gibi uyum sağlayacak yapıya da sahip değillerdi.
Bu konuşmanın sonlarına doğru; yabancı, az ötede gizlenmiş halde duran UFO'yu gösterdi. Diğer iki adam, kollarını kavuşturmuş ve bacakları iki yana açık şekilde cismin hemen önünde duruyorlardı. O anda Virgilio bunun artık şaka olmadığını anlamıştı. Yabancıya buraya geliş nedenini sorduğunda, sorun çıkartan Milwaukkee çukurunda araştırma yapmak için olduğunu söyledi. Sorun depremlerden kaynaklanıyordu. 28 veya 29 Ekimde olabilecek bazı yer kaymalarını engellemeye geldiklerini açıkladı. Sonra soğuk bir tarzda Virgilio'ya geri çekilmesini, gitme zamanının geldiğini söyledi. Arabasının hemen çalışmayacağını, bir süre beklemesinin iyi olacağını da ekledi.
Virgilio arabayı çalıştırıp yola devam ederken dikiz aynasından adamların oval biçimli cisme doğru ilerlediklerini gördü. 500 metre kadar ilerledikten sonra yeniden geri dönüp neler olduğuna bakmak istedi. Arabadan çıktı, arkasına baktı ama hiç bir şey göremedi. Etraf tamamiyle sessizdi ve kimse yoktu.
Bu olay Virgilio Gomez Contreras'ı fazlasıyla etkilemişti. Yaşadıklarını önce eşine anlattı. Çok geçmeden haber etrafa yayıldı ve gazetelere haber oldu. Araştırmacı ve gazeteciler olayı incelemeye başladılar. Öyküyü Virgilio gibi ciddi ve güvenilir tanıktan dinlemek olayın inanılırlığını arttırıyordu.
Anlam verilmesi son derece zor bir olaydı... Öncelikle yeşil giysili yabancının gerçek Freddy Miller'e ne kadar benzediği sorusu ön plana çıkmıştı. Virgilio'nün ifadesine göre yabancı konuşurken ne gülümsemiş, ne de yüzünde mimikler oluşmuştu. Sadece normal biçimde gözünü kırpıyordu. Kolları iki yana sarkmış halde araba penceresine doğru eğilerek konuşmuştu. Sesi normalden biraz daha kalın gibiydi ve hata yapmadan konuşuyordu. Elli yaşlarında görünüyordu. Boyu 1.77 ile 1.80 cm arasındaydı. Saçları pek de fazla sayılmazdı.
Parlak yeşil renkte, pilot giysisine benzeyen bir kıyafeti vardı. Sadece yüzü açıkta kalmıştı. Giysisi üzerinde dikiş izi, düğme, fermuar gibi ayrıntılar yoktu. Sol bileğinde koyu gri ve büyük bir saat taşıyordu. Deniz altına dalanlarındakine benzeyen bir saatti bu. Cilt rengi ise sarıya kaçan gri tondaydı. Araştırmacılar bu cilt renginin ancak bir ölüde olabileceği sonucuna vardılar!... Freddy Miller yoksa bir zombi miydi?...
UFO'nun yanında duran diğer iki adam konuşmaya hiç karışmadılar ve hareketsiz kaldılar. Onlar birbirlerine çok benziyorlardı. Fredi Miller'den daha esmerdiler ama onun gibi giyinmişler ve aynı tip saat taşıyorlardı. Sadece yürümeye başladıkları zaman Virgilio kollarının normalden çok daha uzun olduğunu fark etti.
Bu karşılaşmadan sonraki gün, "yabancı"mn bazı kehanetleri gerçekleşti. Virgilio'nün arabası nedensiz yere bozuldu. Tamirci çağırıldı. Arabanın aküsü değiştirildi ve baştan aşağı kontrol yapılmasına rağmen tamirci bozukluğun nedenini anlayamadı. Bütün ümitler kaybedildiğinde son denemeyle, şaşırtıcı biçimde araba yeniden çalışır hale geldi.
Diğer yanda Freddy Miller olduğunu iddia eden yabancının depremler hakkında söyledikleri de pek asılsız sayılmazdı. 18, 19, 20, 21, 22, 23, 25, 26, 28 ve 30 Eylül günlerinde sadece uzmanlar tarafından saptanan hafif şiddette deprem ve yer sarsıntıları meydana geldi. Hepsi de Mihvaukee bölgesinde olmuştu... O günden sonra Freddy Miller'den bir daha hiç haber alınamadı.
Washington'daki UFO'lar « FBI Dosyaları
19 Haziran 1952 gecesi çok sayıda UFO'nun oluşturduğu filo ilk defa bu kadar net ve yakından Washington göklerinde izlendi. Radarlardan alınan sonuca göre cisimler gerçek üç boyutlu fizik nesnelerdi ve bir başka gezegenden gelmiş olabilecekleri üzerinde duruluyordu. Ancak henüz bu ziyaretin gerçekliği kanıtlanmadığına göre beklemekten başka çare kalmamıştı.
Dokuz gün sonra hava kuvvetleri tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Tanıklar tarafından izlenilen, fotoğrafı çekilen cisimlerin atmosfer sıcaklığını ölçmekte kullanılan bazı cihazlar oldukları bildirildi. Buna karşılık Amerikan Hava Kuvvetleri bilgi alma bölümü yetkilisi Komutan Boyd, FBI ajanı K.P. Keay ile bir görüşme yaptı ve görüşlerini şöyle bildirdi:
"O cisimlerin bir başka gezegenden gelmiş olma şansları yüksek. Şu anda teorimizi kanıtlayamasak da Dünya Dışı Ziyaretçiler gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bu yabancı cisimlerin dünya üzerinde var olan hiç bir ulustan ya da ülkeden gelmediği kesinleşmiştir."
Gözlem Raporu 5 « Gözlem Raporları
7 Ocak 1970 Finlandiya
Işık yaklaştıkça daha da kuvvetleniyordu...
Olay Helkinsi'nin 130 km kuzey doğusunda bulunan Heinola şehrinde yaşandı. Meslekleri dışında sporla ilgilenen ve kayak yarışmalarına da katılan iki arkadaş, 36 yaşındaki Aarno Heinonen ve 38 yaşındaki Esko Viljo söz konusu tarihte kayak yapmak amacıyla buluştular. Her ikisi de son derece sağlıklı yaşayan, hatta sigara bile içmeyen kişilerdi.
Sabahın çok erken saatlerinde kaymaya başladılar... Öyle ki güneşin ilk ışıklarına rağmen gökyüzündeki yıldızları görmek hala mümkündü. Isı 17 dereceydi ve rüzgar yoktu. Bir süre sonra durup dinlendiler. Aradan beş dakika geçmemişti ki, garip bir vınlama sesi duydular. Gökyüzünde hareket halinde ve onlara doğru yaklaşan bir ışık kaynağı gördüler. Işık yaklaştıkça daha da kuvvetleniyordu...
Aarno ve Esko ışığın çevresinde dönen gri renkli, bulutu fark ettiler. Etrafa ışık yayıyor ve rengi gri ile kırmızı arasında değişiyordu. Diğer yanda bulutun üst kısmından dumanlar da çıkıyordu. İki adam hiç konuşmadan şaşkın bir halde karşılarında gördükleri buluta bakıyordu... Bulut 15 metre kadar yaklaştığında, iç kısmında yuvarlak bir nesne olduğunu gördüler.
Metal görünümlüydü ve alt kısmı tamamiyle düzdü. Yaklaşık 3 metre çapında olabileceğini düşünmüşlerdi. Alt kısmında üç adet yarım küre ve tam ortada da 25 cm çapında bir boru vardı. Cisim bir kaç dakika havada asılı kaldı, bu arada vınlama sesi hala duyuluyordu... Cisim yavaşça yere yaklaşırken ses de giderek çoğaldı. Az sonra gri bulut hafifledi ve dağıldı. Uçan nesne ile yer arasında sadece üç dört metrelik mesafe kalmıştı. Alt kısımdaki borudan bir ışık çıktı ve kar üzerinde daireler çizmeye başladı.
Tam o sırada Aarno Heinonen dışarıdan gelen bir güçle arkaya doğru itildiğini hissetti. Sonra aniden cismin altında, ışık huzmesinde ayakta duran yabancıyı gördü. Adamın elinde siyah renkli bir kutu vardı. Yuvarlak kutunun aralık yerinden nabız gibi atan, sarı bir ışık çıkıyordu. Adam 90 cm boyunda kadardı. Kollan ve bacakları çok zayıftı. Yüzü son derece solgundu. Burnu sivri bir gagayı andırıyordu. Küçük ve aşağıya doğru inen kulaklara sahipti. Üzerindeki giysi metalik yeşil renkte bir tulumdu. Dirseklerine kadar uzanan beyaz eldivenleri vardı. Koyu yeşil çizmeler giymişti.
Aynı adamı Esko Viljo da gördü. Dikkatini en çok çeken de adamın başındaki metalik kasktı. İki kayakçı şaşkınlık içinde cismi ve içinden çıkan yabancıyı izlerken, ziyaretçi hafifçe dönerek kutusuyla Aarno'yu işaret etti. Kutudan çıkan ışık gittikçe kuvvetleniyor ve gözleri kör edecek bir parlaklığa ulaşıyordu.
Bu arada cismin altından yeni bir sis dalgası yayılmaya başladı. Sisin arasından ışık kıvılcımları çıkıyor ve renkleri kırmızı, yeşil ve mor arasında değişiyordu. Işık kar üzerinde daireler çiziyordu. Daireler her seferinde biraz daha genişleyerek Aarno ve Esko'nun etrafı göremeyecek hale gelmelerine kadar büyümeye devam ettiler. Bir süre sonra "yabancı adamı" da göremeyecek duruma gelmişlerdi.
Gözlemin yaklaşık 1520 saniye sürdüğünü tahmin ediyorlardı. Gözlerini açtıklarında cisim gitmişti ve gökyüzü her zamanki sessizliğine bürünmüştü. Aarno ve Esko olay sonrasında korku hissetmediler. Her ikisi de sakindi. Öylece, konuşmadan, bir şey yapmadan durdular.
Geride kalan son sis kalıntılarının da dağılmasından sonra, Aarno vücudunun sağ tarafında his kalmadığını fark etti. Öne doğru adım atmak istediğinde yere yuvarlandı. Sağ bacağı ağrıyordu ve duyarlılığını tamamiyle kaybetmişti. Bir kaç defa ayağa kalkmayı denediyse de bunu tek başına yapamadı. İki kilometrelik yolu arkadaşının yardımıyla ve zorla yürüdü.
Babasının evine geldiklerinde durumu hiç iyi değildi. Sırtı ve tüm eklemleri feci şekilde ağrıyordu. Şiddetli baş ağrısı ve kusma başladı. Daha sonra tuvalete gittiğinde idrarırın koyu kahve renkte olduğunu gördü. Bu durum bir ay boyunca devam edecekti. Nefes almakta da güçlük çekiyordu.
Olay günü akşam saat 20.00'de doktor Pauli Kajanoja'ya gitti. Doktor tansiyonunu normalin çok altında bulmuştu. Şok geçirdiği belirtileri vardı. Aarno'ya bir uyku ilacı verdi. 8 Ocak günü doktor, Aarno Heinonen'i yeniden gördü ve bu defa sakinleştirici yazdı. Belirtiler azalmamıştı, hala eklemleri ağrıyor ve bazen de baş dönmesinden şikayet ediyordu. 14 Ocak'ta yeniden doktora gitmek zorunda kaldı. Bu defa doktor kendisine kan dolaşımını düzenleyecek bir ilaç verdi. Ancak şikayetleri devam ediyor ve çalışmasını engelliyordu.
Mayıs ayına gelindiğinde Aarno, hala şiddetli migrenden, ense, mide ve sırtındaki ağrılardan kurtulamamıştı. Sağ elinde büyük bir ağırlık vardı ve çalışamıyordu. Tanıdığı doktorlar çaresiz kaldı. Ona ne türlü bir ilaç vereceklerini bilemiyorlardı. Aarno hükümetten yardım istemeye karar verdi. Onu neyin bu hale getirdiğini anlamamıştı. Bir kez daha cismi gördüğü yere gitti ancak bu defa durumu daha da kötüleşti. Aynca kısmi hafıza kaybından da şikayetçiydi. Bir süre sonra yaşadığı olayı hatırlamakta güçlük çekmeye başladı.
Arkadaşı Esko Viljo'nun ise bu türlü sıkıntıları olmadı. Sadece cismi gördükten bir saat sonra yüzü şişti ve kızardı. Yürürken sendeliyordu. Doktor ona sadece uyku ilacı tavsiye etti. Ertesi sabah Esko dengesini sağlamakta güçlük çektiğini ve özellikle bacaklarında bir ağırlık kaybı hissediyordu. Doktor bu kez sakinleştirici ilaç verdi. Bir kaç gün başı ağrımaya devam etti. Göz doktoruna da gitmek zorunda kaldı, gözleri ağrıyordu ve şişmişti. 17 Ocak günü doktor muayenesinde durumu tamamiyle normal bulundu.
Daha sonra doktor Pauli Kajanoja yazdığı raporda her iki adamın da ağır şok geçirdikleri sonucuna varmıştı. Çevreye karşı ilgisiz davrandıklarını, ancak çok hızlı ve dağınık konuştuklarını da belirtiyordu. Özellikle Aarno'da görülen belirtiler bir miktar radyasyon almış kimselerinkini hatırlatıyordu. Yazık ki bunu ölçmek için gerekli cihazlara sahip değillerdi. Koyu renkte idrarı ise açıklamak imkansızdı.
Bir süre sonra Aarno ve Esko İsveçli bir gazeteci ve bir fotoğrafçı ve çevirmenle birlikte araştırma yapmak için cismi gördükleri yere gittiler. Ancak çok geçmeden beşinin de elleri kızarmaya başladı. Aniden hissettikleri baş ağrısı nedeniyle oradan ayrılmak zorunda kaldılar.
Çevrelerinde saygı ve güvenilir kişiler olarak tanınan Aarno ve Esko'nün böyle bir hikaye uydurmaya, ün kazanmaya ihtiyaçları yoktu. Dahası cismi gördükleri 7 Ocak gecesi, bulundukları yerin 10 km kuzeyindeki Imjarvi'de yaşayanlar gökte garip bir ışık gördüklerini belirtiyorlardı. Olayın bir başka garip yanı da, bundan bir yıl önce, Matti Kontulainen isimli 18 yaşındaki genç, aynı yerde garip bir ışık kütlesi gördüğünü rapor etmiş olmasıydı...
Esko susmayı tercih ederken, Aarno Finlandiya'lı araştırmacılara yaşadığı deneyimi anlatmaya başladı. Sonra garip bir şey oldu ve aslında 1964 yılında da bir UFO gördüğünü söyledi. 15 Ağustos 1972'ye gelindiğinde en azından yirmi üç kez UFO gördüğünü hatta UFOlardan çıkan "yabancılarla" görüştüğünü iddia ediyordu. Ve sonra o da birden temasçılar gurubuna katıldı...
Aarno arkadaşıyla birlikte yaşadığı o ilk deneyimine kadar UFO'larla ilgilenmemişti. Balık tutup spor yapmaktan hoşlanan sade bir insandı. Bekardı ve ailesiyle, elektriği bile olmayan bir evde yaşıyordu. Yaşadığı deneyimler 1980 yılında İngiltere'de çıkan "Flying Saucer Review" dergisinde yer aldı. Ancak 1973 yılından sonra hiç kimse Aarno ve Esko'dan haber alamadı. Onlar sanki garip bir biçimde ortadan kaybolmuşlardı... Onlara ne olduğu hiç bir zaman anlaşılamadı...