Kaçırılma Raporu 2 « Kaçırılma Raporları
5 Mayıs 1959 Santo Domingo
Freddy Miller geri döndü mü?
B» olay "Bermuda Şeytan Üçgeni" bölgesindeki en tuhaf ve açıklanamayan kaybolma vakalarından bindir...
5 Mayıs 1959 günü Santo Domingo'dan yola çıkan bir tekne Boca Chica plajına doğru yol alıyordu... Tekne yolcuları; Freddy Miller, Maria Luisu Castillo, Mirtha Jorge ve Francisco Antonio ile Julia Altagracia Castillo adındaki çocuklardan oluşan bir guruptu... O gün deniz son derece sakin olmasına rağmen, bütün bu insanlar kayboldular... Ve tüm aramalara rağmen bir daha asla ortaya çıkmadılar!...
Ama gurubun içinde belki de en önemli isim Freddy Miller idi. Babası Kuzey Amerikalı bir subay, annesi ise Santo Domingolu Julia Otero idi. Freddy Miller sporculuğunun yanında, bu ülkede televizyon yönetmenliği ve yapımcılığı ile uğraşıyor, denizden, şiirden, yemek davetlerinden zevk alıyordu. Kendi yazdığı şiirleri etkileyici sesiyle radyo ve televizyon programlarında sık sık seslendirirdi. Üstelik gitar çalıp tangolar da söylerdi. Yakın arkadaşları onun kadar çok yönlü ve hayata bağlı birini daha tanımadıklarını belirtiyorlardı. Olay günü tekneyle denize açılırlarken grubu yakın arkadaşı Malono Quiroz uğurlamıştı.
Ertesi gün Miller'in kaybolduğu fark edildi ve arama çalışmaları başladı. Ancak sonuçlar olumlu değildi. Hava şartları mükemmeldi ve kaybolmaları için mantıklı hiç bir neden yoktu. Belki de motorun bozulmuş olabileceğini düşündüler.
Meslekdaşı Manolo Quiroz'un sonradan belirttiğine göre Freddy Miller'in UFO konusuna büyük inancı vardı. Televizyonda "Dünya Dışı Varlıklar" hakkında program yapmış, hatta programda kullanmak üzere bazı uzaylı giysileri bile ısmarlamıştı. Tüm bu gelişmelerin en garip olan tarafı, Fredi Miller'in 1959 yılında Karayip Denizi'nde kaybolduktan tam 13 yıl sonra ortaya çıkmasıydı!... Bu yeniden çıkışın tanığı ise Virgilio Gomez Contreras adlı bir başka Domingo vatandaşıydı.
Virgilio Gomez Contreras 22 Eylül 1972 sabahı saat 08.45 ile 09.00 arasında, arabasıyla işe gitmek üzere yola çıktı. Saatte 40 km hızla ilerliyordu. Ancak bir süre sonra ileride, kendisine durması için işaretler yapan adamı fark etti. Önce durup durmamak konusunda emin değildi. Ama daha sonra karar vererek arabasını durdurdu. Tam bu sırada yoldaki adamın tamamiyle yeşiller giydiğini ve az ileride iki kişinin daha olduğunu gördü. Adamların askeri birlikten geldiğini ya da kaza geçirdiklerini düşündü.
Yeşilli adam normal şekilde yürüyerek arabaya yaklaştı, sonra da pencereden eğilerek kendisini tanıyıp tanımadığını sordu. Virgilio tanımadığı cevabını verdi. O zaman yeşilli adam, isminin Freddy Miller olduğunu ve Santo Domingo doğduğunu söyledi. Daha sonra da: "Siz benim boğulduğumu sanıyordunuz ama modern bir araç tarafından kurtarıldım.." diye devam etti.
Virgilio onu kurtaran bir helikopter miydi diye sordu. Yabancının cevabı "hayır" oldu. "Helikopterden daha modern bir araçtı. Bir modül, daha doğrusu sizin deyimizle bir UFO'ydu" dedi. Virgilio hala bunun şaka olduğunu düşünüyordu ama yine de ona UFO'nün nereden geldiğini sordu. Yeşilli adam tahminen Venüs'ten geldiğini söyledi. Teknede bulunan diğerlerinin kurtarılması mümkün olmamıştı, hem zaten onlar bu ortama Freddy Miller gibi uyum sağlayacak yapıya da sahip değillerdi.
Bu konuşmanın sonlarına doğru; yabancı, az ötede gizlenmiş halde duran UFO'yu gösterdi. Diğer iki adam, kollarını kavuşturmuş ve bacakları iki yana açık şekilde cismin hemen önünde duruyorlardı. O anda Virgilio bunun artık şaka olmadığını anlamıştı. Yabancıya buraya geliş nedenini sorduğunda, sorun çıkartan Milwaukkee çukurunda araştırma yapmak için olduğunu söyledi. Sorun depremlerden kaynaklanıyordu. 28 veya 29 Ekimde olabilecek bazı yer kaymalarını engellemeye geldiklerini açıkladı. Sonra soğuk bir tarzda Virgilio'ya geri çekilmesini, gitme zamanının geldiğini söyledi. Arabasının hemen çalışmayacağını, bir süre beklemesinin iyi olacağını da ekledi.
Virgilio arabayı çalıştırıp yola devam ederken dikiz aynasından adamların oval biçimli cisme doğru ilerlediklerini gördü. 500 metre kadar ilerledikten sonra yeniden geri dönüp neler olduğuna bakmak istedi. Arabadan çıktı, arkasına baktı ama hiç bir şey göremedi. Etraf tamamiyle sessizdi ve kimse yoktu.
Bu olay Virgilio Gomez Contreras'ı fazlasıyla etkilemişti. Yaşadıklarını önce eşine anlattı. Çok geçmeden haber etrafa yayıldı ve gazetelere haber oldu. Araştırmacı ve gazeteciler olayı incelemeye başladılar. Öyküyü Virgilio gibi ciddi ve güvenilir tanıktan dinlemek olayın inanılırlığını arttırıyordu.
Anlam verilmesi son derece zor bir olaydı... Öncelikle yeşil giysili yabancının gerçek Freddy Miller'e ne kadar benzediği sorusu ön plana çıkmıştı. Virgilio'nün ifadesine göre yabancı konuşurken ne gülümsemiş, ne de yüzünde mimikler oluşmuştu. Sadece normal biçimde gözünü kırpıyordu. Kolları iki yana sarkmış halde araba penceresine doğru eğilerek konuşmuştu. Sesi normalden biraz daha kalın gibiydi ve hata yapmadan konuşuyordu. Elli yaşlarında görünüyordu. Boyu 1.77 ile 1.80 cm arasındaydı. Saçları pek de fazla sayılmazdı.
Parlak yeşil renkte, pilot giysisine benzeyen bir kıyafeti vardı. Sadece yüzü açıkta kalmıştı. Giysisi üzerinde dikiş izi, düğme, fermuar gibi ayrıntılar yoktu. Sol bileğinde koyu gri ve büyük bir saat taşıyordu. Deniz altına dalanlarındakine benzeyen bir saatti bu. Cilt rengi ise sarıya kaçan gri tondaydı. Araştırmacılar bu cilt renginin ancak bir ölüde olabileceği sonucuna vardılar!... Freddy Miller yoksa bir zombi miydi?...
UFO'nun yanında duran diğer iki adam konuşmaya hiç karışmadılar ve hareketsiz kaldılar. Onlar birbirlerine çok benziyorlardı. Fredi Miller'den daha esmerdiler ama onun gibi giyinmişler ve aynı tip saat taşıyorlardı. Sadece yürümeye başladıkları zaman Virgilio kollarının normalden çok daha uzun olduğunu fark etti.
Bu karşılaşmadan sonraki gün, "yabancı"mn bazı kehanetleri gerçekleşti. Virgilio'nün arabası nedensiz yere bozuldu. Tamirci çağırıldı. Arabanın aküsü değiştirildi ve baştan aşağı kontrol yapılmasına rağmen tamirci bozukluğun nedenini anlayamadı. Bütün ümitler kaybedildiğinde son denemeyle, şaşırtıcı biçimde araba yeniden çalışır hale geldi.
Diğer yanda Freddy Miller olduğunu iddia eden yabancının depremler hakkında söyledikleri de pek asılsız sayılmazdı. 18, 19, 20, 21, 22, 23, 25, 26, 28 ve 30 Eylül günlerinde sadece uzmanlar tarafından saptanan hafif şiddette deprem ve yer sarsıntıları meydana geldi. Hepsi de Mihvaukee bölgesinde olmuştu... O günden sonra Freddy Miller'den bir daha hiç haber alınamadı.
Kaçırılma Raporu 8 « Kaçırılma Raporları
5 Nisan 1978 Soria İspanya
Köpeğiyle birlikte kaçırıldılar...
Julio Fernandez "Dünya Dışı Varhklar"la ilk ve son karşılaşmasını yaşadığında 30 yaşındaydı. Evliydi ve 2.5 yaşında bir çocuğu vardı. O zamanlar ticaretle uğraşıyordu. Daha önce veterinerlik fakültesinde üç yıl eğitim almış ancak daha sonra bu eğitimi yarıda kesmişti.
Kaçırılanların pek çoğunda olduğu gibi ruhsal ve bedensel açıdan tümüyle sağlıklıydı. Alkol ya da benzeri uyuşturucu madde bağımlılığı yoktu ve sade bir yaşam sürdürüyordu. Pek de fazla kültürlü sayılmazdı. Hayatı boyunca ne doğaüstü konularla, ne de UFOlarla ilgili tek satır bile okumamıştı...
Olay sabahı saat üç buçuk civarında köpeğini ve av tüfeğini alarak arabasına bindi ve Barselona'dan Soria kasabasına uzanan yola çıktı. Amacı erken saatlerde kırsal alanda avlanmaktı. Ancak o gün her zamankinin tersine, normalde avlandığı bölgenin aksi yönünde ve aşırı hızla ilerliyordu. Yanından asla ayırmadığı köpeği Muş ile sohbet ederken, araba teybinde Arjantinli şarkıcı Jorge Cafrune'nin kasetini dinlemekteydi. Kaçırılmasından sonra, kasette kimi bölümlerin silindiğini fark edecekti...
Bir süre sonra av için saatin çok erken olduğunu düşünerek, yol üzerindeki barlardan birinde durup kahve içmeye karar verdi. Saat dört buçukla, beşe çeyrek kala arasında Hostal 113 adlı yerde durdu ve içeri girdi... Barla ilgilenen tek garson vardı. Adam uzun boylu ve sarışındı. Julio ilk anda garsonun peruk takıyor olabileceğini düşündü. Üstelik garsonun ellerinde plastik ameliyat eldivenleri vardı. Barda kaldığı süre içinde Julio ona tuhaf gelen iki ya da üç şeyi fark etti. İlki yirmi dakikalık sürede bara kendisinden başka kimsenin girmemesiydi. Normalde bu tip yerlere diğer avcılar, devriye gezen polisler ya da kamyon şoförleri uğrardı.
Garsona gelince... Davranışları işini bilen usta bir garsonunkine hiç benzemiyordu. Dahası mekanda çok güçlü bir çam kokusu vardı ve adamın kısa süre önce etrafı çam kokulu temizlik malzemesiyle sildiği belliydi. Aynı çam kokusunu Julio götürüldüğü uzay gemisinin içinde de duyacaktı... Ancak bu gerçekte ozon kokuşuydu... Garsonla aralarında geçen konuşma da sıra dışıydı... Julio ipnoz altındayken bile konuşmayı tam olarak hatırlayamadı.
Daha ileriki tarihlerde araştırmacılar Hostal 113 barının sahibiyle konuştuklarında, patron barını asla sabah sekizden önce açmadığım belirtmişti. Ayrıca iş yerinde tarif edildiği gibi bir garson da çalıştırmıyordu!...
Julio bardan çıktığında saat altıya çeyrek kalayı gösteriyordu ve 50 km uzaklıkta olan Medinaceli'ye varması yarım saat sürdü. Tepeye tırmanırken motorun sesini daha iyi duyabilmek için kaseti kapattı. Julio'nun şuurlu halde anlattıkları burada sona eriyordu... Bundan sonra yaşadıklarını ise ipnoz altındayken hatırlayıp aktaracaktı...
Bir başka önemli ayrıntı da, yolculuğun başından beri, Julio'nun arabasını bir kaç metre yükseklikten izleyen ışık yumağının ona eşlik etmesi ve isteği dışında planladığından farklı yöne doğru çekilmesini sağlamasıydı. Julio hızla tepeye doğru tırmanırken arabası aniden durdu... Motor çalışmıyordu... Elektrik sistemi çökmüştü... Ve yeni değiştirilmiş olmasına rağmen arabanın aküsü de çalışmaz hale gelmişti...
Araba teybine gelince, o hala çalışıyordu ancak içindeki kaset yer yer kesintilere uğrayıp silinmişti. Julio önce bozuk kaseti atmayı düşündüyse de sonra bundan vazgeçti. Mekanik saati de durmuştu. O günden sonra pekçok saat tamircisine götürdüyse de tamir edilmesinin imkansız olduğu cevabını aldı. Saat tam ikiye yirmi kalada durmuştu...
Köpeği Mus, birden hırlamaya başladı. Tüyleri dikilmişti ve son derece huzursuz şekilde yaklaşan tehlikeyi haber vermeye çalışır gibiydi. Julio onu daha önce hiç böyle görmediği için korktu. Mevsim kıştı ve bozkırda bulunuyorlardı. Julio kurtları düşünerek tedbir almaya karar verdi. Arabadan tüfeğini aldı ve daima cebinde bulundurduğu beş adet mermiyi tüfeğe yerleştirdi. Köpek hala hırlamaya devam ederken, Julio karsı yoldan gelen insan figürlü bir kaç gölgeyi fark etti. Bir süre sonra, gelenlerin parlak kıyafetler giydiklerini gördü. Pastel yeşil renkteki giysilerden etrafa hafif bir ışık yayılıyordu.
Dalgıçlarınkine benzeyen, tek parça dikişsiz bir tulumdu bu ve ayak bileklerine kadar iniyordu. Kumaşı yumuşak, lastikli ve yağmur geçirmez görünümündeydi. Üzerinde herhangi bir yazı ya da işaret yoktu. Ve hiç bir şekilde kırışmıyordu. Sıkı giysinin altından kasları rahatça görülebiliyordu. Ayaklarında ise, yine aynı maddeden yapılmışa benzeyen botlar vardı.
Başlarım ve omuzlarını örten bir tür kapüşon giymişlerdi ve sadece yüzleri açıktaydı. Çok uzun boylu, geniş omuzlu, atletik yapılı erkeklerdi bu gelenler. Ancak kafa yapıları inanılmaz büyüklükteydi ve gözleri de normal bir insanınkine göre çok daha iriydi. Parlak mavi gözleri hemen dikkat çekiyordu. Yüzlerinde kaş, kirpik, ya da saç türü herhangi tüylü bir bölge yoktu.
İki adam Julio'nun yarım metre yakınma kadar geldiler. Julio korkmamıştı ancak büyük bir şaşkınlık içindeydi... Yabancıları ısırmaması için, köpeğini de sakinleştirmeyi başardı. İlk andan beri onların bu dünyadan olmayan "yabancılar" olduklarını anlamıştı. Ancak bunu nasıl hissettiğini kendisi de bilmiyordu. Ziyaretçilerin varlığı Julio üzerinde huzur ve barış hissi uyandırdı. Sanki çok uzun zamandır görmediği eski ve sevgili dostlarıyla yeniden karşılaşmış gibiydi.
Adamlar kendisiyle konuşmaya başladılar. Julio başlangıçta konuşmanın ses ve ağız yoluyla olduğunu zannetti. Ancak dudaklarının kıpırdamadığım görünce, bunun zihinsel yani telepati ile yapıldığını anladı. Ziyaretçiler Julio'ya korkmamasını, kötü bir şey olmayacağı sadece kendisiyle gelmesini istediklerini söylediler. Sanki asıl ilgilendikleri köpeği Mus idi ve onu incelemek isterken sahibini de yanlarında götürmeleri gerektiğini düşünmüşlerdi.
Geri dönmeye söz veriyorlardı. İfadeleri emretmekten uzak, sadece kibar bir davet niteliğindeydi... Julio merakla bu daveti kabul etti. Silahım omzuna aldı ve yürümeye başladı. "Yabancılar" yürümüyor sadece yolun üzerinde süzülüyorlardı...
35-40 yaşında görünüyorlardı. Davranışları sakin ve telaşsızdı. Kollarını ancak gerekli olduğu hallerde hareket ettiriyor, bunun dışında vücutlarına sımsıkı yapışık konumda bırakıyorlardı. Fiziksel açıdan sağlam yapılı ve güçlü insanlara benziyorlardı. Boyları neredeyse iki metreye kadar uzanıyordu ve geniş kafa yapılarıyla Amerikan futbolu oynayan sporcuları hatırlatıyorlardı.
Kolları ve elleri çok uzun olmasına rağmen, el parmakları bir piyanistinki gibi inceydi. Ağır iş yapmamış bir sanatçınınkine benzeyen elleri, bedenin geri kalan atletik yapısıyla zıtlık oluşturuyordu. Ancak her şeye rağmen onlar gerçek insanlara benziyorlardı. Yani robot ya da hologramik görüntüler değillerdi. Julio gözlük veya sakal taksalar Kuzey Avrupa insanlarına çok kolay benzeyebileceklerini düşündü.
Kısa süren yürüyüşten sonra ziyaretçilerle birlikte araçlarının bulunduğu düzlüğe geldiler. Julio gördüğü nesne karşısında büyük şaşkınlık geçirdi çünkü cisim yaklaşık 70 m uzunluğunda bir uzay gemisiydi. Yerden yüksekliği 4 metreydi. Ana yoldan uzakta, kimsenin dikkatini çekmeyecek tarlalar arasında gizlenmişti. En azından üç ya da dört katlı bir yapısı vardı. En tepedeki kubbesiyle zemini arasındaki mesafe 1520 m kadar olmalıydı.
Dış yüzeyi tamamen metalikti. Kubbenin çevresini dairesel kuşatan geniş ve yayvan bölgeden farklı renklerde ışık patlamaları çıkıyordu; mavi, yeşil, sarı ve diğer renkler... Geniş bir yüzüğe de benzetilebilen dairesel kısım, sağdan sola döner gibiydi. Kubbenin hemen altında, daha sonra kontrol odasının pencereleri olduğu anlaşılan üçgen ve karanlık görünüşlü bölmeler vardı. Üçü birlikte araca doğru ilerlediler...
Şimdi devasa metalik bir şemsiyeye benzeyen gövdenin altında bulunuyorlardı... Cismin yüzeyi pürüzsüzdü. Gemiye yaklaşırken Julio güçlü bir çam kokusu duydu. Daha sonra gemide de aynı kokuyu fark edecekti. Julio'nün üzerinde taşıdığı av tüfeği ve bıçağı arkaya doğru çekiliyordu... Bu da ortamda güçlü bir manyetik alan bulunduğunun işaretiydi...
Julio bu yaşadıklarına bir anlam vermeye çalışırken; geminin merkez noktasından aşağı doğru inen silindir biçimli metalik bölge, yerden bir karış yükseklikte durdu. Yüksekliği 4 m, çapı ise 2.5 m civarında olan silindir, sessizce yere inmişti. Cisim yüzeyinde daha önce fark edilemeyen metalik bir kapı açıldı ve Julio'nun "uzaysal" diye tanımladığı garip bir ışıkla aydınlatılan oda göründü. Işık son derece parlak ve saf olmasına rağmen yine de gözü rahatsız etmiyordu. Yine de Julio içeri girmeden önce biraz ürktüğünü itiraf etti. Ancak içeri ilk adımı attığında kendini 2.5 m genişlikte ve 3 m yüksekliğinde silindir biçiminde bir asansörde buldu. Duvarlar geminin dış yüzeyi gibi aynı maddeden yapılmıştı. Tavan cam ya da düzgün yüzeyli parlak plastiğe benziyordu ve çok parlaktı.
Bir ara Julio, köpeği Mus'un kendisini izlemek istemediğini fark etti. Genelde söz dinleyen bir köpek olmasına rağmen, bu defa onu tasmasından çekerek getirmek zorunda kalmıştı. Asansör hızlı ve yumuşak bir biçimde yükseldi, durdu. Kapı açıldı. Julio kendisini asansörle aynı boyutlara sahip bir koridorda buldu. Yaklaşık 8 m uzunluktaki koridoru geçtiler ve sonuna geldiklerinde geminin tüm çevresini kuşattığı belli olan dairesel biçimli başka bir koridor görüldü. Az ötede iki kapı vardı. Ancak garip olan, her iki kapı üzerinde de, menteşe ve kapı tokmağı benzeri şeylerin olmamasıydı. Geminin en büyük ortak özelliği ise, hiç bir yerde keskin ve sivri köşelerin bulunmamasıydı... Yapı tümüyle dairesel kıvrımlardan oluşuyordu...
Koridorda ilerlemeye devam ederken, Julio, kendince havuz merdivenine benzeyen basamakları fark etti. Ancak bu son derece basit merdiven onu şaşırtmıştı. Bu denli ileri teknolojiye sahip bir uygarlığın dört metrelik farkı ortadan kaldırmak için, bu türlü bir merdiven kullanmasına anlam veremiyordu. Julio merdivenden yukarı tırmanırken, merdiven trabzanlarının inanılmaz derecede soğuk olduğunu ve soğuğun kemiklerine kadar işlediğini hissetti. Sol omzunda tüfeğini taşırken, sağ koluyla da köpeği Mus'u yukarı tutuyordu. Merdivenle çıktığı yer ise kontrol odasıydı.
Bilgisayar benzeri panelin ardında oturan üçüncü yabancı, Julio'yu karşılarken korkmamasını ve her şeyin yolunda gideceğini söyledi. Odada Julio'nun dikkatini ilk çeken şey ışıklandırmaydı. Hiç bir yere gölge düşmüyordu. Burası karanlığın var olmadığı beyaz, saf ve geçirgen bir dünyaydı. Dahası insanda mistik ve dinsel etki de bırakıyordu. Böyle bir saflık içinde sanki kimse kötü düşünceleri barındıramazdı. Julio'ya huzur ve barış etkisi vermişti...
Kontrol odası yarım daire biçimindeydi. Çapı 15, yüksekliği 5 metre kadardı. Plastik ya da camla kaplı duvarların arasında Julio, kendini ışığın içinde yüzer gibi hissediyordu. Gemideki yabancıların ses çıkartmadan ve yumuşak hareketlerle yürümesini, Julio giydikleri özel ayakkabılarla bağdaştırdı. Çünkü hem kendi ayak seslerini, hem de köpeğinin tırnakları yere değerken çıkarttığı sesi gayet net duyabiliyordu.
Sağ tarafta geniş kontrol masası vardı. Alıştığımız masalara benzemesinin yanında, elektronik orgu da hatırlatıyordu. İki buçuk metre uzunluğunda kadar olmalıydı. Üzerinde şeffaf, cam ekran ve metal bölmeler vardı. Salonda ilkinden daha küçük üç masa daha bulunuyordu. En garibi de masaların önünde bulunan sandalyelerdi... Yüksek ve konik biçimdeydiler. Sivri uçlarıyla yere, sadece tek nokta üzerinde dayanıyorlardı. Julio hem bu ziyaretinde, hem de daha sonra, sandalyelerin nasıl dengede durabildiklerini anlayamadı...
Arka tarafta duvarın üzerinde 4x4 m boyutlarında büyük bir ekran daha vardı. Ve son olarak Julio uzun masa ve yanında bulunan küçük ekranı daha gördü. Daha sonra bu masanın tıbbi operasyonlar için kullanıldığın öğrenecekti...
Köpeği kontrol odasına girdikten sonra dikkatle çevreyi, masa ve sandalyeleri koklamaya başladı. Etrafta hala o kuvvetli çam kokusu duyuluyordu... "Yabancılar" bir hayvana pek de alışkın değilmiş gibi davranıyorlardı.
Bir süre sonra köpeği incelemek için izin istediler. Julio köpeğe zarar vermeyeceklerini biliyordu ve karşı çıkmadı. Hep birlikte ameliyat masasına yöneldiler. "Yabancılar"ın en uzun boylu olanı, Mus'u kucakladı ve masaya çıkartarak siyah ekranın diğer tarafına oturttu. Ekranda herhangi bir görüntü belirmemişti ama Julio köpeği incelediklerini anlıyordu. Daha sonra uzun boylu ziyaretçi, köpeği yeniden ekranın ön tarafına getirdi. Bir şırınga yardımıyla hayvanın ön ayağından kan aldı. Şırınga metalik görünümlü, geniş ancak pek fazla uzun değildi. Yaklaşık 10 cc'lik kapasitesi var gibiydi. Ucundaki iğne uzun ve inceydi. Büyük ustalıkla işini bitirdikten sonra şırıngayı metalik bir başka silindir kutuya yerleştirdi ve bu defa telepatik olarak Julio'ya seslendi:
"Madem ki buradasın sen de gel..." diyordu ona. Asıl amacının köpeği incelemek olduğu da belliydi. Julio da ekranın diğer yanma geçti. Bir kaç saniye sonra incelemenin bittiğini söylediler.
Yeniden kontrol masasına döndüklerinde, adamlar Julio'nun iskemlelerden birine oturmasını istediler. Julio bu daveti kabul ederken son derece dikkatli davrandı çünkü tek bir uç üzerinde dengede duran sandalyelerin kendisini taşıyacağına pek güvenmiyordu. Ancak sonuç düşündüğünün tam tersine mükemmeldi ve oturduğu yer bir hayli rahattı.
Sağ tarafındaki masaya "ziyaretçiler"den biri oturdu ve hemen çalışmaya başladı. Adam büyük bir ustalıkla masa üzerindeki devre ve kontrol düğmeleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Kısa süre sonra aralıklı çalan sinyal sesi, adamlar arasında hareketlenmeye yol açtı. O ana kadar ameliyat masasının yanında kalan en uzunları, diğer kontrol masalarından birine gidip oturdu. Üçü de kendi ekranlarıyla ilgileniyorlardı.
Tıpkı her yana yayılan ışık gibi, ses de geminin bütün bölmelerinden eşit derecede geliyordu. Sinyal sesinin ardından büyük ve karanlık görünen ekran yavaşça beyaza dönmeye başladı. Sonra da ekranda görüntü belirdi. Diğer üçüne benzeyen ancak onlardan yaşça daha büyük bir erkeğin görüntüsüydü bu...
Kendi aralarında konuşmaya başladılar... Julio bu noktadan itibaren telepatik iletişimi kestiklerini belirtiyordu. Konuşma iki ya da üç dakika kadar sürdü. Ekrandaki adamın şef olduğu her halinden belliydi. Altmış yaşlarında gösteriyordu. Yüzünde o yaşta bir insanda sıkça görülebilecek çizgi ve kırışıklıklar vardı. Kullandıkları lisan ise, Almanca ile Çince'nin karışımı gibiydi. Bu insanlar kelimeleri sanki öksürür gibi ağızlarından dışarı saçarak konuşuyorlardı. Uzak doğu sporcularının haykırışlarını hatırlatıyordu. Yeni cümleye başlarken zorluk çekiyorlar ve konuşma öncesinde boğazlarından garip sesler çıkartıyorlardı.
Daha sonra Julio'ya uygulanan ipnoz seanslarında, yaşadıklarını anlatırken bu sesler arasında "kas", "erres", "pes" gibi kuvvede vurgulanan hecelerin olduğunu söylemişti. Az sonra ekranda patronun görüntüsü kayboldu ve Julio yeniden diğer "yabancılarla" telepatik temasa girdi. Ancak "yabancılar" aniden deli gibi kontrol panelindeki düğmelere basmaya ve hızlı bir çalışma temposuna dönmüşlerdi. Sonra birden, Julio kendi kafasının içinde çınlayan bir ıslık sesi duydu ve bu sesle birlikte anılarında kopukluklar başladı...
Yani bu yaşadıkları, hafızasından "yabancılar" tarafından silinmeye başlamıştı... Pekçok kaçırılma vakasında görülen ortak özellikti bu... Kayıp zaman diliminde, Julio'ya "yabancılar" tarafından bir dizi tıbbi inceleme yapılmış olabilir. Fakat bunu kesin olarak bilemiyoruz... Ancak ipnoz seanslarında bu ana geri dönüldüğünde, her seferinde Julio'nun kalp atışları dakikada 120'ye kadar çıkıyordu. Ne var ki Julio o anı ipnoz altında bile hatırlayamamıştır...
Julio'nun gemi içinde yaşadığı ilginç deneyimin diğer bölümü ise, "yabancılar"dan birinin, av tüfeğini merak edip ne işe yaradığım sormasıyla başlıyordu. Julio tüfek olduğu cevabını verdi. Ne işe yaradığım sordular. Hayvanları avlamak için olduğunu öğrendiklerinde ise, bunun vahşet olduğunu belirterek durumdan hiç hoşlanmadıklarım açıkça gösterdiler. Tüfek elden ele dolaşırken, dünya insanının ne tuhaf şeyler yaptıklarını düşündükleri belliydi... Julio tüfekteki mermileri çıkartıp adamlara gösterdi. En uzunları incelemek amacıyla mermilerden ikisini alarak yine silindir biçimli saklama kutusuna yerleştirdi.
Julio normal yaşamında sigara tiryakisiydi. Ancak gemiye geldiği iki saatten bu yana sigara içmemişti ve birden ihtiyaç duyduğunu hissetti. Kendisi için sigara yakarken alışkanlığı üzere yabancılara da ikram etti. Ancak onlar ciddi bir hareketle bu isteği geri çevirdiler.
Dünya toplumunun nasıl bir yapıya sahip olduğunu da sordular. Julio onlara iki farklı ideolojinin bulunduğunu ve kendi hükümetlerinin nasıl çalıştığımı anlattı. Daha sonra "yabancılar", kibar şekilde görüşmenin sona erdiğini ve gidebileceğini söylediler. Julio köpeğini ve av tüfeğini alarak geldiği yoldan geriye döndü... Arabasını bıraktığı yerde buldu. Motor, ışıklar, radyo kusursuz şekilde çalışıyordu... Bir süre için, arabanın içinde uyuya kalıp rüya gördüğünü bile düşündü... Çekinerek geminin bulunduğu yere yeniden bakmak istedi ama artık uzay gemisi yerinde değildi. Saat on ikiye kadar araba radyosunu dinleyerek öylece oturdu...
Ava çıkarken cebinde sakladığı beş mermiden şimdi sadece üçü vardı. Köpeği Mus'un kan alınan patisini inceledi, tüylere biraz kan bulaşmıştı... Bu olaydan sonra Julio Fernandez, İspanya'da uzman ve deneyimli araştırmacılar tarafından sayısız ipnoz seansından geçirildi... Aktardıklarının tümü ipnoz altındayken hatırlayabildiği anılarından oluşuyordu.
Yıllar sonra, 1992'de garip deneyimini yaşadığı yere çok yakın bir noktada, trafik kazasında öldü. Otopsi raporuna göre ise kaza olduğu sırada Julio çoktan ölmüştü...
Brezilya'daki Uzaylılar « FBI Dosyaları
Tüm Güney Amerika ülkeleri gibi, Brezilya da Ufolojik yönden zengin kaynak ve bilgiyi barındıran bir merkezdir. Ancak 20 Ocak 1996 tarihli vaka, sadece Brezilya'da değil tüm Dünya Üroloji Literatürü'nde artık önemli bir yer tutuyor... Bu ilginç olay, Varginha bölgesinde yaşanmış ve pekçok kişi tarafından gözlemlenmiştir.
20 Ocak günü sabahın çok erken saatlerinde O.Augusta ve Eurico Rodrigues adlı evli çift, yaşadıktan çiftlik evinde hayvanlardan gelen garip sesler nedeniyle uyandılar. Neler olduğuna bakmak için dışarı çıktıklarında, yere beş metre kadar inmiş, hafifçe dalgalanmakta olan garip cismi gördüler. Nesne bir minibüs büyüklüğünde, ışıksız, gri renkte ve puro biçimindeydi. Alt kısmından hafif bir duman çıkıyordu.
Aynı gün, Varginha'dan 80 km ötedeki Alfenas yerleşim bölgesinden bir tanık saat 10.30'da bir buçuk metre boyunda ve başında üç garip çıkıntı olan, maymun benzeri tuhaf bir yaratık gördüğünü bildirdi. Ufolog Vitorio Pacaccini ve avukat Ubirajara Franco Rodrigues hemen olayı araştırmaya karar verip varlığın görüldüğü yere gittiler. Daha sonra iki adam daha bulup, karşı koyamayan varlığın üzerine basit bir ağ atarak yakaladılar.
Öğleden sonra Valquiria, Liliane ve Katia adında üç genç kız, okuldan evlerine dönerlerken, hayatları boyunca asla unutamayacakları bir karşılaşma yaşadılar... Yedi metre yüksekliğinde bir duvarın üzerinde kendilerine bakan, insanımsı varlığı gördüler. Varlık 1.5 metre boyundaydı, maymunla insan arası bir görünümü vardı ve başında üç çıkıntı bulunuyordu. İri gözleri kırmızı renkteydi. Kahverengi cildinin altında kırmızı damarları açıkça belli oluyordu. Genç kızların gördüğü varlık da sabah yakalanın bir kopyası gibiydi.
Kızların ihbarı üzerine polis ve yetkililer gelerek ikinci yabancıyı da yakaladılar. Varlıklar önce Varginha Bölge Hastahanesi'ne, sonra da bir başka sağlık kuruluşuna götürüldüler. Hospital Humanitas adını taşıyan bu merkez en iyi sağlık donanıma ve klinik ekibine sahip olmakla ün kazanmıştı. Ancak ne yazık ki, garip yaratıkları yaşatmak mümkün olmadı ve önce biri sonra da diğeri öldü. Pacaccini ve Rodrigues'e göre yaratıklar tahta kutulara kondu ve üzerleri de plastikle kapandı. Bir süre sonra cesetlerden çok kökü kokular yayılmaya başladı.
Cesetlerin götürüldüğü yerler hakkında farklı yorumlar yapıldıysa da, olaya karışan kişiler bir süre sonra gördüklerini yalanlamaya başladılar. Ancak Paccaccini ve Rodrigues olayların üzerine giderek dünyanın her yerine verdikleri bilgi ile UFO araştırmacılarını Varginha'ya çektiler. Cesetlerin götürülmesi sırasında konvoylara eşlik eden üst düzey askeri yetkililerse, daha sonraki açıklamalarında böyle bir olayın yaşanmamış olduğu konusunda ısrar ediyorlardı...