Kaçırılma Raporu 9 « Kaçırılma Raporları
1982 ve öncesi ABD
Tüm önlemlere rağmen...
Jennifer kendisini sık sık ziyarete gelen "varlıklar" tarafından henüz 6 yaşında bir çocukken kaçırılmaya başladığını hatırlıyordu... Çocukluk yıllarında kendisini korumu içgüdüsüyle, yatağının altında, giysi dolabının içinde uyumaya başlamıştı. Ya da gece boyunca küçük lambasını açık bırakıyordu.
Evlenip bir kız çocuğu sahibi olduktan sonra ise, yaşadığı evi çok sıkı kilitler ve bahçedeki saldırgan köpekle korumayı tercih etti. Kızının birileri tarafından götürüleceği endişesinden kurtulamıyordu. 1982 yılında bir gün kızı kayboldu. Jennifer evi ve çevreyi iyice aradığı halde kızını bulamadı. Çaresiz halde ne yapacağım düşünürken 15 dakika sonra küçük kız gizemli şekilde ortaya çıktı. Sürekli ağlıyor ve odasında canavarların olduğunu söylüyordu!...
Kaçırılma Raporu 7 « Kaçırılma Raporları
1976-1990 Brezilya
Uzay gemisindeki ameliyat ve röntgende çıkan cisim...
Kendisini Carmen takma adıyla tanıtan Brezilya'lı bir kadın, 15 Ekim 1990 günü "UFO"lar ve "kaçırılmalar" hakkında verilen konferansı dinlemeye gitti. Toplantıdan ayrıldıktan sonra, 1984 yılında bazı tıbbi kontroller için çektirdiği kafatası röntgenlerini hatırladı. Ancak çekilen bu röntgen filmlerinde, kafatasının sağ tarafında yer alan dairesel ve metalik bir cisim çok net şekilde görülüyordu.
Mantıksal hiç bir açıklaması olmayan bu cismin başına nasıl yerleştirildiğini ve neler olduğunu anlamak için Carmen UFO araştırmacısı Arismaris Baraldi ile görüştü ve ipnoz seanslarına katılmayı kabul etti.
Ancak araştırmalar bu kadarla da kalmadı... Daha sonra çekilen röntgen filmlerinde, metal nesnenin kafanın sağ tarafından sol tarafına geçtiği görüldü... Carmen alay konusu olmamak için yaşadığı bu garip deneyimi herkesten saklıyordu. 1990 Martı'ndan itibaren bazı telepatik mesajlar almaya başladı. Carmen'e bilgi veren varlık, kendisini "Defe" adıyla tanıttı. Alfa Centauro Sistemi'ne bağlı Centrus Gezegeni'nden bir uzay gemisinin kaptanı olduğunu söylüyordu...
Carmen bu mesajlardan sonra akıl sağlığından şüphe etmeye başladı. Röntgende çıkan cismi ve kulağına fısıldanan mesajları unutmaya çalışsa da, iletişim öncekinden daha hızlı şekilde devam edecekti. Bir defasında "Defe" adındaki varlık Carmen'in mutfağında maddeleşti. Bu görüntü karşısında Carmen'in evinde beslediği kedisi ve köpeği adeta felç olmuş gibi hareketsiz kalmışlardı... Olaylar bununla da kalmayacaktı...
Başın üst kısmına yerleştirilen cisim, röntgen filminde net bir şekilde görülmektedir.
Bir başka gün, Carmen arabasıyla giderken, garip bir gücün etkisiyle, arabasıyla birlikte yukarı çekilerek uzay gemisine alındı. Yapılan ipnoz çalışmaları sonucunda, kurulan temasların çok daha eski yıllardan geldiği öğrenildi.
1976 yılında Carmen gemiye alınmış ve burada yapılan ameliyatta, beynine yerleştirilen cihaz sayesinde yaşadığı tüm deneyimlerini unutması sağlanmıştı. Cismin diğer görevi de Carmen'in zihinsel dengesini düzenleyip, gelecekteki temaslara hazırlanmasını sağlamaktı. Carmen bu ameliyattan hemen önce "Defe" ve diğer varlıkların kendisine hafifçe dokunduklarını ve bu sayede havaya yükselerek bir ameliyat masasına yatırıldığını hatırlıyordu...
Centrus'dan geldiklerini söyleyen varlıklar, Carmen'in fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulup, sarılık başlangıcı nedeniyle Sao Paulo'daki bir kliniğe yattığı dönemde, onunla ilk temasları kurmaya karar vermişlerdi. Bu dönemde beden ve ruh arasındaki uyum bozulduğundan kaynaklanan gevşeme halinin, onun dışarıdan gelecek etkileri alması ve kanal açılması daha kolay olmuştu.
Carmen'e kaderini belirlemek için bir şans verildi. Ona eğer isterse temaslara son verebileceklerini ya da devam etmeyi seçerse bunun hayatı boyunca süreceğini açıkladılar... Carmen devam etmek istediğini söyledi...
Uzaylıların Tipi « Genel
Bazı hayalperest bilim adamları, bu canlıları hayallerinde biçimlendirmeye çalışıyorlar. Uzay'daki komşularımız TV kahramanı Alf'e mi benziyorlar? Yoksa "Uzay Yolu" dizisindeki "Mr. Spack" gibi sivri kulakları mı var?
İsviçreli astronom Gustav Tammann'a göre, bunların insanlara benzemeleri mümkün değil. "Eğer gerçekten Evren'de başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalılar" diyor, Tammann.
UFO raporlarında tarif edilen bu canlıların çoğu insana benziyordu: Narin vücutlu, kocaman kafalı "uzaylıların" genelde masum ve sevimli görünüşleri vardı.
Dünya üzerindeki biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı türlerin de bulunabileceğini savunan Werner Arber, Uzay'da, doğa için gerekli olan ikinci bir maddenin de varlığına dikkat çekiyor: Karbon. Bu kimyasal madde, atomlarını, diğerlerine göre, çok daha kolay birbirine ekleyerek, karmaşık biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu bir kalkan haline getirebilmekte.
Bazı canlılar, teorik olarak silisyum bazında da yaşayabilirler. Fakat Isaac Asimov'un "The Talking Stone" adlı bilimkurgu eserinde, radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratığına benzer canlıların oluşmasının mümkün olmadığını açıklıyor, Amerikalı astronom ve biyolog Seth Shostak.
Silisyum, Yeryüzü'nde bol miktarda mevcut, örneğin kum olarak. Ama buna rağmen Dünya'da bu maddeden herhangi bir canlı oluşmamış.
Shostak'a göre, evrim süreci içinde bazı organların işlevleri gitgide daha fazla önem kazanmaya başlamış. Örneğin olası bir tehlikeyi, daha çabuk algılayan gözler gibi. İşte bu yüzden birçok hayvanda da olduğu gibi, gözler beynin çok yakınındadırlar. Yani Evren'deki olası komşularımızın da gözleri ve dolayısıyla kafaları olmalı.
Shostak diğer gezegenlerdeki yaşamın, suyun içinde sürdüğünü düşünmüyor. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde ortaya çıkabilir, ama daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha mantıklı. Çünkü okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine ihtiyaçları yok. Burada hareket etmek çok kolay, ısı hemen hemen hiç değişmez ve iklim her zaman aynı.
Tabii bu tür spekülasyonları kabul etmeyenler de var. Örneğin evrim biyoloğu Heinrich Eben gibi. İnsan, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan tesadüfler zincirine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli olduklarından, daha uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu mantığa göre, bakteriler de en az insanlar kadar zekiler.
Eğer Evren'de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya'yı ziyaret etmeleri gerekiyordu. Çünkü Samanyolu'nda, Güneş'ten çok daha yaşlı yıldızlar bulunmakta; ve eğer burada gerçekten de bir uygarlık varsa, bu milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekir; ve bu uygarlığın fertleri bu kadar zaman içinde muhakkak Dünya'yı ziyaret etmek isteyeceklerdi.
Diğer kelimelerle açıklayacak olursak, zeki ve akıllı canlılar uzun süre yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşıyorlar. Yani Uzay'ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da birbirlerini ortadan kaldırıyorlar.
"Ama ne olursa olsun, Dünya'mızın dışında tek bir mikroorganizmanın bile bulunması, tüm zamanların en büyük keşfi olarak kabul edilebilir, diyen Avustralyalı fizikçi, insanların, diğer gezegenlerdeki canlıların kesin varlığını öğrenebileceklerine asla inanmıyor.